Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kralın Soğuk Yüzü

Babamı çok özlediğimi fark ediyorum... Hastalandığım zaman daha çok. Kocaman bir bardak ılık süt koyup gelirdi Öksürmem geçsin diye Yatamazdım o gece, sabaha kadar otururduk Ballı ılık süt babam oldu işte o gecelerde... Babamı çok özlediğimi fark ediyorum... Ağladığım zaman daha çok. Gözyaşımı silerdi büyük yumuşak elleriyle Başımı yaslardım sigara ve parfüm kokulu temiz gömleğine... Ensemden tutup yürürdü bir kedi yavrusu misali Dik durayım eğilmeyeyim kimseye isterdi Ensemde kararlı bir el oldu babam o günlerde... Babamı çok özlüyorum Acıktığım zaman daha çok... Bir şey isteyip alamadığımda biraz daha fazla... Duyulup anlaşılmadığım zaman özlemim son sınırda... Çünkü çok güzel yemek yapar babam Birlikte gittiğimiz piknikler gelir aklıma. Ya da onu mutfakta izleyişim... Çünkü bir şeye bakmam yeter ona ulaşmak için. Çünkü konuşmadan anlaşırız her zaman, Büyüsü ile sessizliğin. Sessizce dağıldım uzaklığında... Babamı çok özlediğimi fark ediyorum, İçim yandığı...

Yapamayacaklarım Listesinde Aşk

Sana çocukluğunu tekrar yaşatamam sevgilim, Tamir edemem bacakları kırılan oyuncaklarını Tek tek dövemem seni aralarına almayan bütün çocukları... Uyumadan önce çitten atlayan koyunların yerine, Göğüs kafesinden çıkan güvercinlerin kanat çırpışını Bilemem.. Sana çocukluğunu geri veremem. Sana benden önceki aşkının acısını sildiremem Ne aldatılmanı, ne kalbine batan dikensi lafları Ne kırılan hayallerini Ne de ayaklarına batan hayal kırığı parçalarını telafi edemem. Elbet benden çıkacaktı acısı, Hayat bir nevi geçmişe dönük ileriye kapalı Zararlı bir bakış açısı... Senin baktığın yerden ben göremem. Benden önceki aşkının acısını sana sildiremem... Gözlerine artık gözlerimi dikemem Belki de bir kese kağıdı geçirmeliyim yüzüme, 'Yüzünü görmek istemem' dönüp dururken beynimde, İfadesiz bir maske niyetine... Çok acıyorum İçimi açıp da sana gösteremem yaralarımı. Çok acıyorum, Sana diyemem... Belki söküp yeniden dikmem zor yalanlarını... Ben dikiş dikmeyi ...

Şimdinin Hissi

Bugün biraz yaşlı hissediyorum, Sesim titrek diye mi bilmem... Yokluğundan bir kaç anı yaptım Aslında anıları sevmem. Bugünlerde her şeyi unutuyorum Bundandır elimde avucumda Bir sürü ''sen'' biriktirmem. Ben bugün biraz çocuk hissediyorum Ne yapacağıma karar veremediğimden Geleceği öngörmek istemiyorum şimdiden... Aklımda sen, Fikrimde sen, Aklım fikrim sendeyken Oyunlarımı yanlış oynuyorum Nefesimi doğru alıyor muyum bilmem.... Bugün kendimi deli hissediyorum, Dünyanın tüm insanları benmişim gibi Biri eksik içimde, nerede bulamıyorum Çok uzakta kalıyor dokunmak istesem de. İsmini öğrenip, aslını bilmediğim bir kavrammış sevgi Bulup üstüne yapıştırmışım, şaka olsun diye Sen arkanı dönüp gittiğinde O da sürüklenmiş senle... Ben bugün aşık hissediyorum Dar ve uzun tünellerin engebesinde Onun sözleri ve gözlerinde bulduğum Eşsiz ilham perisinde, Birkaç dakikalığına duyduğum O huzur veren sesinde Kaybolup gitmek ister gibi Yeniden belirip...

Geçmiş Hikâyenin Kipsiz Şiiri

Hayatın sizin bilmediğiniz sınırları vardır... Bir gümrüğün ismi Tomris, belki Piraye, bazen Milena... Ah, Milena! O kadar yakınım ki sınırlarına Ve anlayamaz basit gözler işte tam bu satırlarda Sorsak "ne demek istiyor şair burada"... Bence insan terk etmeli rolünü Yanlış hikâyede olduğunu anladığında... Ben şiirler ve aşk dolu bakışlarla dolu yazmıştım hikayemi, Bir adam vardı, hikayeyi okuyup çok beğendiğini Ve başrolü paylaşıp birlikte devam etmek istediğini söyledi. Sonra gel zaman git zaman bir baktım ki... Yüzde yüz pamuklu prenses olmaktan çıkmışım Üzerimde kül kedisinin, üvey annesinden kalma elbiseleri... Masalım yön değiştirmiş, Bozulmuş tüm evren, adam eline aldığında kalemi... Özgünlüğüm kaybolmuş, öz saygım yerle bir ve en önemlisi Yitirmişim hayatta anlam yüklediğim tüm değerleri... Bence, dedim ondan sonra Bir kadın yanlış hikâyede olduğunu anladığında Orayı derhal terk etmeli... Ah, Milena Kim bilir ne suskunsundur sen şimdi! G...
''Sana tutunsam kaybolurum, Yalnızlığın parçalar beni...'' Bir gün, belki bir yerlerde seni bulurum Ama senin ellerin yok şimdi... O zaman yine olmayacaklar, değil mi? Anılarda, senin kokun olurum. İnsan hiç incitir mi kokusunu içine çektiğini? Bir küçük balık olup rakı bardağında boğulurum Ya da kendi göz yaşımda bir gün, sabaha kadar ağlayınca Sen denize düştüğümü söyle kim nereden bilecek ki? 'Belki' bir ihtimal değildir, belki bir gün ismini unuturum. Ve silerim beynime kazıdığım her bir fotoğraf kareni Bu arada Anne, çok özür dilerim çünkü Senin anne olduğun yaşı geçtim ve babamın baba olduğu yaşı da geçtim Bundandır belki, bir türlü anlayamadım seni. İçime dert kuşanır kuşatma başı sevda, dururum. Durgunluğu sevmeden ve henüz ve hala gençken. Ve değmezken. Geri dönecek birileri var mı? Yorgunum. Her söylediğimde daha çok yorulmaktan korktum ve her söylediğimde daha çok yoruldum. Şekli şemali hazır olda duruyor kafamda o çok istediğim ...

Mum Medeniyetinde Borç Sistemi

Çocukken kestikleri saçlarını borçlu sana berberler... Hiç uzatamadığın için. Aslında tüm insanlığa bir 'çocukluk' daha borçlu melekler, en sevdikleri elinden alınan her çocuk birden büyüdüğü için... Hanımellerinin içinden çıkan bala bile doymamışlardı daha. Gençliğin ise bana borcu var ve benim de ona; o mutlulukla ödeyecek ben ise içimden gelerek atacağım kahkahalarla. Çünkü artık kendi gülüşlerim bile uzakta, kendi gülüşlerim bile yabancı geliyor bana. Senin borcun çok büyük, seninki yarım bırakılmış bir sevda; seninki... Mezarda yan yana yatamama ihtimali. Şu senin yaptığın kül etmek yaka yaka!.. Elimden tutup bataklıktan çıkar diye uzattığım elimi kırıp, attın işte içindeki zindana. Öyle bir karanlık ki, daha karanlık bir yer yoktur, hiçbir kalbin hiçbir odacığında... Her şeyin dünündeyim. Ayrıca her şey dün gibi! Daha dün gibi açmışım gözlerimi, bir deprem olmuş, beş yaşındaki halim bir kuş vurmuş. Mini mini bir kuş donmuş.  Oysa ben sevmezdim kışları, kuşların donmasın...

Boşuna

"Ne kadar güzel, yeni taşınan komşularımız hiç ses çıkarmıyor... Ne bağırış çağırış ne çocuk ağlaması!" diye hayretler içinde ve mutluydu eski ev sahipleri. Oysa yeni taşınan genç çiftin lal olduğunu, işaret diliyle konuştuklarını ve kendileri gibi olmasından korktukları için bu dünyaya bir çocuk getirmediklerini bilmiyorlardı. *** "Ne güzel sessiz sessiz oturuyorlar hiç diğer masalardaki adamlar gibi küfür, gürültü, bağırmaları yok!" dedi yanındakine mahalledeki kıraathanenin sahibi, şurada oturan iki adamı göstererek. Oysa o iki adamın iki sağır arkadaş olduğunu o da bilmiyordu. *** "Çok şanslısın, çocuğun hiç diğer çocuklar gibi sızlanmıyor, ne sakin! Ne kadar kendi hâlinde bir çocuk!" dedi sarışın kadın yeni tanıştığı iş arkadaşına. "O duymuyor ve konuşamıyor." diye cevap verdi annesi buruk bir gülümseme ile... "Keşke bağırıp çağıran, hiç susmayan, geceleri beni uykumdan uyandıran bir çocuk olsaydı... Sadece dediklerimi anlasaydı da...