Ana içeriğe atla

Kralın Soğuk Yüzü

Babamı çok özlediğimi fark ediyorum...
Hastalandığım zaman daha çok.
Kocaman bir bardak ılık süt koyup gelirdi
Öksürmem geçsin diye
Yatamazdım o gece, sabaha kadar otururduk
Ballı ılık süt babam oldu işte o gecelerde...

Babamı çok özlediğimi fark ediyorum...
Ağladığım zaman daha çok.
Gözyaşımı silerdi büyük yumuşak elleriyle
Başımı yaslardım sigara ve parfüm kokulu temiz gömleğine...
Ensemden tutup yürürdü bir kedi yavrusu misali
Dik durayım eğilmeyeyim kimseye isterdi
Ensemde kararlı bir el oldu babam o günlerde...

Babamı çok özlüyorum
Acıktığım zaman daha çok...
Bir şey isteyip alamadığımda biraz daha fazla...
Duyulup anlaşılmadığım zaman özlemim son sınırda...
Çünkü çok güzel yemek yapar babam
Birlikte gittiğimiz piknikler gelir aklıma.
Ya da onu mutfakta izleyişim...
Çünkü bir şeye bakmam yeter ona ulaşmak için.
Çünkü konuşmadan anlaşırız her zaman,
Büyüsü ile sessizliğin.
Sessizce dağıldım uzaklığında...

Babamı çok özlediğimi fark ediyorum,
İçim yandığı zaman daha çok.
Bir denizin dibinde söndürürdük içimi
Bazen bir espri patlatır ve o an tüm keder silinirdi
Soğuğu da yağmuru da sever
Güneşin altında çalışmayı da aynı şekilde...
Her şeyle mutlu olmayı öğretti
Deniz ve güneş oldu babam o günlerde.

Babamı çok özlüyorum
Çaresizliğimde daha çok
En sevdiğim çarem diyorum,
Babamın avuçlarını koklamak oldu şu ömrümde...
SelinS



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ÇEMBERİNDE GÜL OYA

Biricik anneannem Sadiye ÖZBEY'in anısına... Bu yaşa kadar hiç kimseyi kaybetmeden gelmiş olmam, belki şükür sebebiydi belki de şımarıklığa yol açmıştı bilemiyorum. - ara sıra insanlarla aramda geçen küslükleri saymazsak.- Ölüm hakkında düşünmek ve ölüm fikrine kendini hazırlamak ile ölümü yaşamanın arasında dağlar kadar fark varmış. Bir insanı hayatından çıkarmakla bir insanın hayattan silinip gitmesi arasında uçurumlar varmış. Otuzuma beş kala verdiğim ilk kayıpla, kaybetmeyi öğrendim. Her şeyi kontrolüm altında tutmaya çalışırım normalde, genlerimden gelen bir 'aşırı kontrol' durumuyla yaşıyorken, bazı şeyleri asla kontrol edemeyeceğimizi ve ne yaparsak yapalım bazı şeylerin asla değiştirilemeyeceğini fark ettim.  4 saatlik 4 senelik ya da 94 senelik bir yaşam arasında hiçbir fark olmadığını gördüm. Oysa 94 seneyi toprağın altına sığdırmak daha zor olmalıydı, o çukur daha derin kazılmalıydı meselâ ve anneannemin bedeni daha heybetli olmalıydı... *** İnanmak ile ina...

Tahammüle Ünlem

Yorgunluk... Felsefenin etrafına yaydığı sisten Keskin ve kesin çizgili tüm belirsizlikten Olması gerekeni sağ yanına alıp Sağ gözünü sol eline koyan görmezlikten... Anlamsız oynayan ekranların Işıklı vitrinlerin gerekli görüldüğü, Gerçek ışığın aşk olduğu gerçeğinin Çerçeveletilip duvara asıldığı Duvarların çivi delikleriyle dolu olması bir yana Her şeyin sadece lafta aşıldığı İnsan iğrençliğinden. Yorgunluk... Aşka dair, ümitlerin yitişinden sağa dönüldüğünde korkuların ana girişinden Seçimler, alternatifler ve çoktan seçmeli soruların Şık adı altındaki rüküşlüğünden... Bir ölünün arkasından kalan ölüm kokusunun zehrinden Bir türlü masanın üzerinden kaldırılmayan Demode ve ölü yadigârı babaanne gümüşlüğünden... Yorgunluk... Gelmişinden geçmişinden, düzünden tersliğinden! *** Hayattan zevk almayan bir insan, ne yapıyorsa yaşamak için yapıyordur. Sevdiyse, uğraştıysa,  benimsediyse, yazıp çizdiyse "ben hayatı tek başımayken yaşamaya değer bulmuyorum, ...

KÜLLERİ YAKAN DİYALOGLAR

Selin: Ben, Şiirlere ve yazılara isim bulmakta usta olan ben, Hissettiğim şeye bir ad bulamamakla birlikte, hissediyorum. Hislerim hala yaşıyormuş. Hadi kutlayalım bunu, bu gece ölmeyen hislere içiyorum. Ve aynı şarkıyı, aynı kişi için defalarca kez üst üste dinliyorum. Umut: Aynı şeyi aynı kişi için her gece hissetmekten farkı ne ki? Aynı insana yazmıyor muyuz ömrümüz boyu tüm şiirleri? Selin: Hissettiğin an, içinde yaşıyorsun bir şeyleri. Kaldı ki bence öylesi daha iyi, bazı şeyler bilinmemeli. Umut: Tavandaki karolari saymaktan gözlerim bozuldu. Biraz da sesim kısık şarkı söylemekten bağıra bağıra. Görüyorum... Selin: Göremiyorum. Ne alfabedeki harfleri, ne yazdığım şiiri... Ne hislerimi ne bir gün sonrasını… Boğuluyorum. Umut:  Bak, şimdi karanlık ama yine doğacak güneş. Biz dursak da dönüyor dünya, biliyorum. Yıka yüzünü okyanuslarla, dağlara tutun, taşları sevmiyorum. Kalk hadi. Selin: Okyanus güneşin yakıcı sıcağına da...