Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Çamurdan

 Git deyip itiyorsun da diğer yarını, Aklımdan çık diyemiyorsun. Çünkü çok kolay topu atmak da İçine söz dinletemiyorsun. Tamamlanmak isterken, daha da eksiliyorsun sonra. Omuzlarında mumdan kanatlar varken Uçmak isteyip, yanıyorsun... Mükemmellikten uzak ruhun, Sen henüz kendini bile tanımıyorken Bir adamın seni tanımasını bekliyorsun. Yahut kadının. Ya da kedinin. Kediler tanıyamaz mı yahu!? Sen uçmak istiyorken her şey mümkün ama İmkânları tek tek yakıp sonra pişman oluyorsun. Yazıyorsun, okuyorsun da Kalbin cahil be kızım! Sen daha duyguları yeni öğreniyorsun. Gerçeğin üstüne çıkmak gerekir nefes almak için, Sen gerçekliği ayaklarının altına alıp, ezip geçip, yanlış şeylere pişman oluyorsun. Yanlış senaryoyu oynuyorsun. Anla artık, Yanlış sahada oynuyorsun, Yanlış formayla. Yanlış forvette. İhtiyaç duyuyorsun, hava gibi su gibi Ama havan zehirli, suyun katran. Aşka ihtiyaç duymak kusurlu olmak değildir. Her şeyi anladın da bunu anlamıyorsun. Hayretle Her defasında Yanlış denizi...

Uzamadan...

 Derin bir nefes alıp devam ediyorum yaşama kaldığım yerden. Hayatın anlamsızlığını ile birlikte, yaşam; hayata anlam yükleme çabasıdır. Oysa bütün anlamlarım gözlerimden akan sel sularda boğuldu. Oysa bütün gözyaşları, bir uğursuz çöle düşüp kururdu. Oysa sevebilirdik. / birbirimiz olmayan her şeyi. Çünkü çoktan bitmiştik... Kendi kendime, dikenli bir yolda kaybettim kendi kendimi. Üzüldüm de farkettiğim zaman, kendi kedimi kaybetmiş gibi. Ve soğurdum, gördüğüm zaman bir kedinin ağzında kertenkeleler. Ve doğurdum, kertenkeleden hallice kuyruk salan üzüntüler... Üzüntüler ile birlikte, yaşam; hayatın ağzına sıç(ra)masıdır.  Kurbağa misali... Selin'S

Konuşlanmalar

 İliklerime kadar üşüyorum sen konuştuğunda... Roland Barthes der ki "Dil, tendir." Güzel konuştuğun zaman, biri inceden kollarımı okşuyor gibi mutluyum. Ama iliklerime kadar üşüyorum sen konuştuğunda, çünkü ben hep sevdiğim adamdan kötü sözler duydum. Sonra ayazda kaldı ruhum. Ruhum hastalandı. Ne sevildiğimi, ne de istendiğimi duydum. Benim denize kıyılarım vardı. Sen ne bir İzmir, ne İstanbul'dun. Sonra karasal iklimin ayazında titredim işte, çokça da yoruldum. Sonra bağlandı sanki elim kolum, eğer dil ten ise, senin dilinin ateşinde, tüm bedenimle kül oldum. Ağrılı bir yer şu Dünya. Anlaşılmaz sızılara kadir... Yavaşça yağan yağmurun, bir anda sel olması; en beklenmedik davranışın en son beklenecek insandan gelmesi, bir caninin aniden melek kesilmesi, bir asla'nın tüm elbette'leri götürmesi mesela... Ah, ne ağrılı yer şu Dünya. Anlamadığım yerlerimden çılgınca ağrıyorum. Belki bu sefer farklı olur dediğim her sefere çıkışımda bir mayına kurban gidiyor bir parç...

Geç Karşıma

 Başımı, ağlamak için üzerine koyduğum dergiyi istemsizce okudum; üzerinde incilerden lekeler oluşan sayfa, küçükken bir ayakkabısı yırtıldığı için okula gidemeyen, ailesine söylemeye de çekinen bir çocuğu anlatıyordu. Bugün biraz üzgünüm, çünkü her his insanlar için ve biliyorum ki ben terk etmezsem uyutamam içimdeki çocuğu ve biliyorum ki acı çekmeyi göze alamam daha fazla. Sayfadan o çocuğu çıkarttım, oturttum karşıma. Derdimi anlayacak bir  o kaldı elimde çünkü, o da kaç ay önceki dergiden ıslak bir sayfa... Dedim ki: - Biliyor musun? ''Ben artık seni yaşamak istemiyorum'', demenin çok yolu varmış ve bu çok can yakıyor. Sorguluyorsun. Ayakların çıplak olsa da olur, ruhun üşüyünce ölüyorsun. Çünkü ayakkabın olmazsa belki insanların alay konusu olursun, ama ruhunun kanatları yoksa eğer, kahırın bile kahkahalarını duyuyorsun. Sonra kaderin ve kararın çelişkisinde boğuluyorsun. Bak, sen anlarsın beni. Oysa benim ayakkabım da eskimedi ama çok önemli bir günde kar doldu a...

Medyan

Mevsimi bahar olan, kışın risklerini kabul edermiş. Melankolinin etkisi gecedenmiş... Gündüz ve yaz beni kabul etmiş bu yüzden. Ve bazen güneşe inadına bakarım ben Gündüz vakti karanlığı yaşarım sonra Karanlığı da, hakkını vere vere Şu bulut arabaya binip gitsem diyorum Aa, üzerinde dev bir timsah Biraz sonra birleşiyor bulutlar Ve benim araba, timsaha yem oluyor. Bende de ne şans var be... Ne zaman bir şeyi çok istesem bir timsah kapıyor Mutluluğumu, Ellerimden... Yer yokmuş ya hani grilere, Her şey ya siyah ya da beyazmış... Sen, benim için Her şeyin ortasındasın, ve orta yerinden Bir fevrilik kapıveriyor, Mutluluğumu, Ellerimden. Sen benim için ne çıldırtıcı suskunluksun, ne yorucu gevezelik Ne deli kahırların çilesi, ne de rüyaların huzurlu perisi Sen, benim için ortasısın her şeyin... Anla, sürrealizm değilsin bir naturalizm hiç değil Ne bir Şems'sin, ne Alaaddin Ne çok belirsiz, ne de belirgin... Ve medyanım, Ne zaman ortasını bulsam bir şeylerin Bir şeyler standart sapıyor M...
Buğulanmış aynaya hohlayıp öyle gördüm yüzümü, damarına bastığım zaman insanların, ne olduklarını gördüm. Sokağın ilerisinde bir kara kedi vardı, mafyavari tavırlar... Osman'ım o benim. Kirini temizledikten sonra gördüm yüzünü mesela. Ama neden bir şeylerin özünü görmek için emek harcamak gerektiğini çözemedim. Ha, rengini kazıdıkça gerçek rengini gördüm duvarlarımın. Keşke olduğu gibi görsek, keşke sandığımız gibi olsak, keşke sandığımızın içini bir boşaltıp rahat etsek... Keşke'lerim yok benim diyen insan doğru söylemiyordur, bundan eminim. Bir yere yetişecekmiş gibi alelacele yaşıyoruz hayatı. Bir dinlen bakalım, vardır soluk almanın da ayrı bir tadı... Yine her şey gibi yarım kaldı. 

Geçtiğimiz

  Oysaki seçememişti insanoğlu en çok seçmesi gereken şeyleri... Mesela ne zaman dünyaya geleceğini, annesinin babasının kim olacağını, bir kardeşi olup olamayacağını bile seçememişti. Seçme hakkı tanınmamıştı, sevme hakkı tanınmadığı gibi. Belki de insan oğlunun ilk seçimiydi ağlamak. İsteyerek, feryat figan. Çünkü… Annesinin karnından çıktığında ciğerlerine hücum eden havanın feryadıydı o minik dudaklarından çıkan. Belki bu da bir seçim değil öncekiler gibi bir mecburiyetti; ciğerlerine dolan havanın acısına feryadıydı insanoğlunun. Edebiyat elçisine zeval olmaz efendim. Eşiğinde kalır tüm açıklamalar, başladığı yerde sorgunun. Bir insanoğlu üzerinden farkına varacağız şimdi bu konunun. Biraz Engin biraz dingin. Biraz etken ve çoğu zaman edilgen olmuştu. Tüm çocukluğu boyunca kararları annesi ve babası vermişti onun adına; dünyaya gelmişti ama hala seçemiyordu. Artık bir birey olmak, çizgilerinin rengini ve şeklini kendisi belirlemek ve seçimler yapmak istiyordu. Hepiniz gibi... ...