Buğulanmış aynaya hohlayıp öyle gördüm yüzümü, damarına bastığım zaman insanların, ne olduklarını gördüm. Sokağın ilerisinde bir kara kedi vardı, mafyavari tavırlar... Osman'ım o benim. Kirini temizledikten sonra gördüm yüzünü mesela. Ama neden bir şeylerin özünü görmek için emek harcamak gerektiğini çözemedim. Ha, rengini kazıdıkça gerçek rengini gördüm duvarlarımın. Keşke olduğu gibi görsek, keşke sandığımız gibi olsak, keşke sandığımızın içini bir boşaltıp rahat etsek... Keşke'lerim yok benim diyen insan doğru söylemiyordur, bundan eminim. Bir yere yetişecekmiş gibi alelacele yaşıyoruz hayatı. Bir dinlen bakalım, vardır soluk almanın da ayrı bir tadı... Yine her şey gibi yarım kaldı.
Yorgunluk... Felsefenin etrafına yaydığı sisten Keskin ve kesin çizgili tüm belirsizlikten Olması gerekeni sağ yanına alıp Sağ gözünü sol eline koyan görmezlikten... Anlamsız oynayan ekranların Işıklı vitrinlerin gerekli görüldüğü, Gerçek ışığın aşk olduğu gerçeğinin Çerçeveletilip duvara asıldığı Duvarların çivi delikleriyle dolu olması bir yana Her şeyin sadece lafta aşıldığı İnsan iğrençliğinden. Yorgunluk... Aşka dair, ümitlerin yitişinden sağa dönüldüğünde korkuların ana girişinden Seçimler, alternatifler ve çoktan seçmeli soruların Şık adı altındaki rüküşlüğünden... Bir ölünün arkasından kalan ölüm kokusunun zehrinden Bir türlü masanın üzerinden kaldırılmayan Demode ve ölü yadigârı babaanne gümüşlüğünden... Yorgunluk... Gelmişinden geçmişinden, düzünden tersliğinden! *** Hayattan zevk almayan bir insan, ne yapıyorsa yaşamak için yapıyordur. Sevdiyse, uğraştıysa, benimsediyse, yazıp çizdiyse "ben hayatı tek başımayken yaşamaya değer bulmuyorum, ...
Yorumlar
Yorum Gönder