Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kara Kalabalıklarda Kayıp

Kandırılmışız, Çünkü kandırılmayı istemişiz Yoksa inanmazdık Sevince sevileceğimize, Ağladıkça düzeleceğimize Yaşamadan yazabileceğimize. Ve ayrıyız Kandırılmayı kaldıramamak bu, Ayrı yerlerde... Rüya görmek için yatmışız Rüya görmek için her gece, Bir karganın kanadında yaşamışız Yaşlanmayı reddedercesine Uyanınca görülen rüyalar var Ve şiirler. Uyanınca görülen rüyalar üzerine... Ve ayrı rüyalarımız, Anlamları aksini söylese de... Kırılmışız, Pek çok yerimizden Ve defalarca hem de. Kirli mevsimlere sığmamışız Bu yüzden karışmışız toprağa Bir yaprak intihar edercesine Hangi gerçekten kaçsak parçalanmışız Hangi yoldan geçsek, çıkışsız. Hiç ölmeyecek gibi yaşamışız da Garanti belgeli değilmiş yarınlarımız. Rüya görmemek için uykulardan kaçmışız Rüya görmemek için uykusuz her gece Bir kelebeğin kanadında yıpranmışız Ne kadar kısa sürmüşüz bakarsak bir ömre... Uyanınca görülen rüyalar var Ve şiirler. Uyanınca görülen rüyalar üzerine... Ve ayrı rüy...
Kağıdın, kalem değmemiş bir köşesine minik bir ev çizip kenarını kıvırıyorum, sonra hafifçe dudağımın kenarını kıvırıyorum. Kendi evimi bir saniye içinde yıktığım gerçeğine... Gerçek bir kahkaha atıyorum sonra, gülüyorum akşamın sakinliğine. Bir kahve yapıyorum çünkü, kahve 'hala umut var' demektir; kahve her şey bitmedi, hatta dur daha hayat yeni başlıyor demektir. Gideceğim yerden korkuyor muyum? Korku hissini önceden tanıyor muyum? Bilmem. Sanmam da, çünkü asla saygı duyamadım öyle çıtkırıldım, korkak, çekingen kadınlara. "Kaderime bir kazık atmışım ve şimdi kaderimin kalbini kazanmaya çalışıyormuşum gibi, bu yolu neden seçtim" diye sorgularken kendimi, ay tutuluveriyor gündüz vakti. Seçebilirdi insan karşılıklı sevmeyi, üstelik iyilik tamamen ücretsizdi. Bir de mesafeler vardı, sözde ve dilde mesafeler. Oysa aşk denen şey hisler, mesafeler ve hormonlar arasındaki müthiş bir örgütlenmeydi. "Hormon adamı"…diyorum içimden, orman adamı gibi! Bırakmamış olsa...
Kaliteli denebilecek intiharların çok güzel bir manzarası vardır. Doğru anlayın bu dediğimi, bazen bir çift göze, bakarsa yeniden öleceğini bile bile bakar insanlar. İşte bu, en kaliteli intihardır. Gözlerimi bağlayıp sarılmak istedim bu yüzden. Kokusu da öldürücüymüş kalbim için, bilemedim. Uzak durdum, gözlerim bağlı, görmeden ve kokusunu içime çekmeden konuşayım dedim. Ben sarılırdım o ise saatlerce sarılmayı anlatabilirdi. Sesinin ruhumu öldürebileceğini, öngöremedim. Yüzlerce kilometre yol gitmişim sırf kaliteli ölebilmek için. Öylesine güzeldi ki manzara, bozulmasın dedim ben baktıkça, izleyemedim. SelinS

Yanlış Yanmışlıkta Yalnızlık

Kalp, aslında kan pompalamak dışında farklı bir işe yarayabiliyordu... Dolunaya yazılacak tek bir dize, iki metrelik bir organizma ile yaşam arasında bir bağ kuruyordu... Değersiz olsa bile, çiçekleri atmaya kıyamıyordu kadın. Çiçekler nefessiz kalıyordu... Dostluk adına kurulan her bir cümle, yalnızlığın boynu bükük çamlığında, havada kalan bir polen oluyordu. Tombul bir şişe bira tutuyordu kalemi. İnce, uzun parmakların kırılmışlığından faydalanarak... Saman rengi bir alev yakıyordu. Sonra hisler ve kâğıtlar tutuşuyordu. Şu ay tutulur muydu? (Ona) İnsan en çok korkmaktan korkuyordu. Âşık olmaktan da, bu sebeple, kırılmayayım diye... İnsan en çok kendisine yakışıyor, kendine yaklaşıyor ve kendinden kaçıyordu. Kendiyle yarışmak bir yana dursun, Döne döne yanıyordu kendi çemberinde Dolunaya yaklaşırken fark ettiklerim, Dolu dolu bir sevgiyi bana uzak, Hızla düşen bir göktaşını bana tuzak kılıyordu... Şu kalemin maviliğinden eser yok sende... Kalemlerse seni yazamad...

SANS TOI

Yüreği sevmeyi bu kadar çok kabiliyetli bir kızın, tüm sevebilme kabiliyetiyle sevdiğinde birini ne kadar çok yorulabildiğini seninle öğrendim. On tane kapı varken önümde, yanlış olan tek kapıdan girdiğimde nasıl bir cehennemin beklediğini beni, senle farkettim.   Taş, sulandığı zaman büyümüyormuş. Karadan bir parça sandığın yer bataklık olup çürüyormuş. Kendinden geçip, kendine hasret kaldığında kıymeti bilinmiyorsa İnsan dünyaya hamur olarak gelip, kaskatı gidiyormuş Geldiği yere. Seninle öğrendim bütün bunları işte. Ve şimdi yazı ve şimdi her şey, önce saçlarımdan başlayıp kıpkırmızı devam etsin yerden göğe kadar! İstemediğim hiçbir şeyi yapmamak üzerine yepyeni bir hayat kurdum.  Başkaları için asla fedakârlık yapmayıp, değer görmeye yönelik bir hayat benimkisi. Öyle bir hayat ki... "Asla!" dediğim her şeyi geride bıraktığım ve suyumu şimdi senin ve kimsenin bulandırmasına izin verilmediği... Çok sevdim ben bu kadını, kendisi tıpkı benim gibi. Ve öyle özlemişim...
Bir kareli bezin içinde balkondan çırptım Takvimin çok gerilerinde kalan anı artıklarını Şimdi kapının önünde beni bekleyen yeni bir mevsim var Ve kaldırılmış bahçemden senden kalan o hüzün salıncağı... Bir parça demirde seni özledim. İzledim. Çünkü parmaklıklar demirden yapılırdı Hasret, biraz mahkûmiyet ve çokça esaret demekti Oysa ben de aynı zannediyordum anlamlarını... Kapımın önünde beni bekleyen yeni bir mevsim var şimdi, Tek yapman gereken kapıyı aralamak. Tüm takvim yaprakları ile tam da şu anda Sessizce çık dışarı. Ben de sonrasında nereye giderim bilmem Hem zaten, sorsalar bir memleketim bile yok Belki de bundandır hiç bir insana ve toprağa Aidiyet hissedemem. Ama bir yer var biliyorum, Evim, bahçem ve dostlarımla beni bekleyen Sevinçlerimin, göz yaşımın ve mezar taşımın Hazır ve nazır olduğu. Bir yer var, içten çağırılmazsam gidemem. Ve bir yerde beni bekleyen yeni bir mevsim var şimdi, Geçmişim üzgün bir bahar sancısı. Emanet diye biriktirdiğim tüm ...

Hara Yol

Farz et ki şimdi senle bir sokaktayız Önceden bildiğimiz bir yer ama her şey gibi değişmiş, Duvardaki dökülmüş sıvalar gibi anılarımız... Diyorum ki bu duvarları yıkacağız Yerine daha yeni ve güzel binalar yapmak için... Diyorsun ki Sonrasında tarihin güzelliğini bulamayacağız. Bazı ışıklar hiç yanmamış bu şehrin sokaklarında Bazı kediler kapı önlerine hiç yanaşmamış. Farz et ki şimdi senle bir sokaktayız Bir daha birbirimizi göremeyecekmiş gibi  Sımsıkı sarıldığımız... İlk vazgeçen olmamak için bedenen ayrı Ve ruhen yanyanayız. Aynı yer ve aynı yalan, saklandığımız. Biz dengenin tersine işleyen bir zamandayız sevdiğim, Ozanı dinleyip de bir gün Bu boşluktan çıkamayacağız. Farz et ki bir deniz kenarındayız Ama deniz kapkara, Kokusu bildiğimiz gibi değil rengi bambaşka Şimdi seni buna inandırmanın bir yolu yok Benim ikna edilmeye bir umudum da. Farz et ki orada görüp birbirimizi selam verip geçen iki insanız Yanacaksın. Yakacağım Hiçbir denizin söndüremed...