Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mum Medeniyetinde Borç Sistemi

Çocukken kestikleri saçlarını borçlu sana berberler... Hiç uzatamadığın için. Aslında tüm insanlığa bir 'çocukluk' daha borçlu melekler, en sevdikleri elinden alınan her çocuk birden büyüdüğü için... Hanımellerinin içinden çıkan bala bile doymamışlardı daha. Gençliğin ise bana borcu var ve benim de ona; o mutlulukla ödeyecek ben ise içimden gelerek atacağım kahkahalarla. Çünkü artık kendi gülüşlerim bile uzakta, kendi gülüşlerim bile yabancı geliyor bana. Senin borcun çok büyük, seninki yarım bırakılmış bir sevda; seninki... Mezarda yan yana yatamama ihtimali. Şu senin yaptığın kül etmek yaka yaka!.. Elimden tutup bataklıktan çıkar diye uzattığım elimi kırıp, attın işte içindeki zindana. Öyle bir karanlık ki, daha karanlık bir yer yoktur, hiçbir kalbin hiçbir odacığında... Her şeyin dünündeyim. Ayrıca her şey dün gibi! Daha dün gibi açmışım gözlerimi, bir deprem olmuş, beş yaşındaki halim bir kuş vurmuş. Mini mini bir kuş donmuş.  Oysa ben sevmezdim kışları, kuşların donmasın...

Boşuna

"Ne kadar güzel, yeni taşınan komşularımız hiç ses çıkarmıyor... Ne bağırış çağırış ne çocuk ağlaması!" diye hayretler içinde ve mutluydu eski ev sahipleri. Oysa yeni taşınan genç çiftin lal olduğunu, işaret diliyle konuştuklarını ve kendileri gibi olmasından korktukları için bu dünyaya bir çocuk getirmediklerini bilmiyorlardı. *** "Ne güzel sessiz sessiz oturuyorlar hiç diğer masalardaki adamlar gibi küfür, gürültü, bağırmaları yok!" dedi yanındakine mahalledeki kıraathanenin sahibi, şurada oturan iki adamı göstererek. Oysa o iki adamın iki sağır arkadaş olduğunu o da bilmiyordu. *** "Çok şanslısın, çocuğun hiç diğer çocuklar gibi sızlanmıyor, ne sakin! Ne kadar kendi hâlinde bir çocuk!" dedi sarışın kadın yeni tanıştığı iş arkadaşına. "O duymuyor ve konuşamıyor." diye cevap verdi annesi buruk bir gülümseme ile... "Keşke bağırıp çağıran, hiç susmayan, geceleri beni uykumdan uyandıran bir çocuk olsaydı... Sadece dediklerimi anlasaydı da...

Yoruluyor İnsan

        Yazmaya ve yaşamaya nereden başlayacağımı bilemiyorum... Bilmediği her şey de yoruyor insanı. Gerçi başlamayı da anlamsız buluyorum, başlangıcı bilmediğimden. Tutayım dedim konunun bir yerinden. Elimde kaldı. Seveyim dedim, en derinden; içimde kaldı. Sebebini bilmiyorum ve bilmediği her şey de yoruyor insanı.          Acıya, ölümlere, herkesi sellerinde boğan filmlere,ağlamayan bir kadın, neden ağlar durur yemek yerken, uyurken, yürürken, -çürürken-, makyaj yaparken, külleri düşerken, gülleri severken? Boş ver. Anlamazsın da zaten. Ben de anlayamıyorum nedenini ve nedenini bilmediği her şey yoruyor insanı...           Çok fazla insan kalp hastası evet, ancak tüm insanlık hasta kalbinden. Bu, alakası olmayan iki konu. Bu, ülser ile nezle arasındaki fark gibi keskin. Giden, unutmayı seçmiştir dediniz; ama hiç kimse bahsetmedi gidenin gitme mecburiyetinden. Ben O'na uçurumun kenarındaki bir dal gibi...

Zamanda Sonculuk

Ben hepiniz için çok üzülüyorum... Her gün defalarca saate bakıp da -nasıl oluyorsa olmuyor işte, görmüyorsunuz, Akreple yelkovanın amansız yarışını... Aslında yaşanmalı! Bir iddiaya tutuşup zamanla Cebinizde kalan son umudu yelkovana yatırıp, Akrebin sinsice kazandığını gördükten sonra iç burkan O hayal kırıklığı... Ben hepiniz için çok seviniyorum, Baktıkça mutluluğunuza Keşke keşmekeşten çıksam da Böyle boş boş gülebilsem diyorum... Ben hepiniz için çok üzülüyorum. Benim gözlerimle bakmak yerine Benim gözlerime bakıyorsunuz Oysa ben daha şanslıyım Duruyorum öylece yerimde Ve biliyorum... Ya da bildiğimi sandım İçimdeki o ağır intihar isteğiyle İntiharlar saldım tüm bir şehre Herkes öldü birer birer Bir ben kaldım Selestia
Masallarımdaki baykuş duymasın diye, sesimi kısıp bir sır vereceğim sana. Çok ağlamakla çok ölmek arasında bir süre, öylece duracağım sonra...   Yapraklarını seve seve daha doğmamış bir ağacın altında, gözyaşlarımı ve dertlerimi dökeceğim, henüz kendini bilmeyen bir ilkbahara.  Bir çocuğu çok seveceğim ve and içeceğim onu her zaman kollamaya. Ben, bensiz öleceğim. İçimde bir benin tüm eksikliği ile yalnız ve yollarda. Oysa o yollar hep huzur vermiştir bana. Samimiyim, öyle ihtiyacım var ki sıfırdan başlamaya. Öyle... Bu bir şekilde mektup bırakmadan önce, son nefese hasret. Bu, bir son söz işte, bir mektuba gerek görmeyecek kadar kahırda. Ve aşk bu, sığmaz bir kağıda. N'olur anla. N'olur ağla.

Elli Altıncı Adım

Belki o Haziran günü marifet bir yağmur bulutunun içine gizlenmiş durmaktaydı, sırılsıklam eden ikimizi... Belki o Aralık günü marifet bir şarabın elle yapılmasıyla nüksetti geceye, kendimizden geçirip birbirimize ulaştıran bizi... Belki göz açıp kapayıncaya kadar neredeyse 30 sene geçen ömürde marifet Allah'ındı, seneler sonra yeniden bir araya getiren iki adet taş kalbi. Ben belki diyeyim sen kesin olduğunu anla. Ben belki diyeyim ama sakın tesadüf sayma. Belki de anlamalıydın birazcık, marifet bir dilekte, bir duada ve bir tutam sevgideydi. Marifet sürekli yenilenmeyen anıların üzerinden, ilk oldukları belli olsun diye lekeleri silebilmekteydi. Asıl güzellik, severken sevilebilmekteydi ama belki de bizim gibi insanlara asla nasip değildi. Senin yanımdasızlığın, beni senden hep itti. Duvarlarımın yerinde topraklar, güneşimin yerinde karanlık olsun şimdi. Ve bil, tuzla buz ettim (tuzu tüketim, buzu erittim) bende kalan parfüm şişeni... Asıl maharet hoş kokulu sözler edebil...

Zıkkım Sev

Başucuma resmini koyarım, bir hafta durur kaldırırım sonra… Anılarımda lekelerini görürüm, biraz düşünür silerim sonra… Hisleri donmuş bir insana, için yanıyor mu diye sorulmaz Önceleri biraz titresem de içimin ayazından, ısınırım elbet bir ara… Ve dünya döner tek bir yana. Çok üzülüp çok ağlar, gözyaşımı silerim, Bana yaşattığı ne varsa harfiyen yaşasın, tek dileğim Aynı havayı solumak bile nimetmiş, hala bunu söylerim Önceleri biraz yıpransam da, kalbimin seksen yaşında Belki bir mucize olur, yeniden dönerim on yedi yaşıma Ve dünya yanar, dona dona Dünya döner tek bir yana… Selestia