Masallarımdaki baykuş duymasın diye, sesimi kısıp bir sır vereceğim sana. Çok ağlamakla çok ölmek arasında bir süre, öylece duracağım sonra... Yapraklarını seve seve daha doğmamış bir ağacın altında, gözyaşlarımı ve dertlerimi dökeceğim, henüz kendini bilmeyen bir ilkbahara. Bir çocuğu çok seveceğim ve and içeceğim onu her zaman kollamaya. Ben, bensiz öleceğim. İçimde bir benin tüm eksikliği ile yalnız ve yollarda. Oysa o yollar hep huzur vermiştir bana. Samimiyim, öyle ihtiyacım var ki sıfırdan başlamaya. Öyle... Bu bir şekilde mektup bırakmadan önce, son nefese hasret. Bu, bir son söz işte, bir mektuba gerek görmeyecek kadar kahırda. Ve aşk bu, sığmaz bir kağıda. N'olur anla. N'olur ağla.
Yorgunluk... Felsefenin etrafına yaydığı sisten Keskin ve kesin çizgili tüm belirsizlikten Olması gerekeni sağ yanına alıp Sağ gözünü sol eline koyan görmezlikten... Anlamsız oynayan ekranların Işıklı vitrinlerin gerekli görüldüğü, Gerçek ışığın aşk olduğu gerçeğinin Çerçeveletilip duvara asıldığı Duvarların çivi delikleriyle dolu olması bir yana Her şeyin sadece lafta aşıldığı İnsan iğrençliğinden. Yorgunluk... Aşka dair, ümitlerin yitişinden sağa dönüldüğünde korkuların ana girişinden Seçimler, alternatifler ve çoktan seçmeli soruların Şık adı altındaki rüküşlüğünden... Bir ölünün arkasından kalan ölüm kokusunun zehrinden Bir türlü masanın üzerinden kaldırılmayan Demode ve ölü yadigârı babaanne gümüşlüğünden... Yorgunluk... Gelmişinden geçmişinden, düzünden tersliğinden! *** Hayattan zevk almayan bir insan, ne yapıyorsa yaşamak için yapıyordur. Sevdiyse, uğraştıysa, benimsediyse, yazıp çizdiyse "ben hayatı tek başımayken yaşamaya değer bulmuyorum, ...
Yorumlar
Yorum Gönder