Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Karların da mor yağması lazım Gökyüzü bunalmıyor mu hiç Göz pınarları taştığında en sevdiği renk kırmızıymış güneşin Günleri sevmem, nasıl geçiyorlar anlamadım Biraz fazla acımasız değiller mi bir zaman için? Ben seni birkaç yüzyıl geriden sevdim Sen de hissiz pastoral edebiyatlarda buldun kendini Söylesene, sorun bende mi? Selin'S
Şehri sensizken sevmiyorum. Boğuluyor gibiyim, ama alabildiğim nefesler Diziliyor içime birer birer, Sindirmekte zorlanıyorum -yokluğunu-.... Fransızlar duygusalmış baksana, Sen bende eksiksin demişler Özlüyorum demek yerine. Eksikliğin öyle bir boşluk ki Kimseyle, hiçbir şeyle dolduramıyorum... Selin'S

Ceplerimde Ölü Anılar

Ceplerinde ölü anılar taşıyordu, Ceplerinde hayal kırıklıkları... Akrebi ölmüş bir yelkovanı yaşıyordu. Sonra kanlar damlıyordu bacaklarından Kırmızı beneklerle doluyordu Ankara'nın karaları, kaldırımları... Ankara bir kentti kimilerine göre ona sorsanız Bir kıta sayardı, her bir semtini hem de... Başkent ağlıyordu, her şiirin son dizesinde... Kendi kaleminden, Üçüncü şahsın birinci olamadığı için üzülmesi gibi Anlatmaya çalıştı kendini... Kendini göstermeden ve kendini gizlemeden, Kendi gözlerinden ve gözleri dünyaya hakimmişçesine Ağladı tüm medeniyetleri... Bir dalda diken battı kanadına Bir dalda limon çiçeği olup açtı ama Asla unutmadı ağacını yad etmeyi. Ceplerinde ölü anılar taşıyordu Aşıktı oysa her birine Elleriyle Ankara'yı boğuyordu Aşıktı oysa her yerine ''Oysa herkes öldürürdü sevdiğini'' Belki, kendinden başka biri çıkıp da sevmesin diye... Oysa kimse onun gözlerinden bakamazdı bir şehre Şehir gelin olup süslense b...

Dediler

Savaşı veya barışı her iki tarafın da kazandığına şahit oldunuz mu hiç?  Mutlak galibiyet denilen olay, illa ki tek bir tarafa vuracak... Mutlak galibiyet denilen olay, ya hayatı ya da beni bulacak. Baştan belliydi mağlubiyetim. Savaşta yenilmeyi göze almalıydı mağlup taraf, alamadıysa hırsından kendi kendini yeyip bitirecekti. Kurallar belliydi işte, bazen fazla zorlamamak gerekti. Ben bir yarışın içine doğduğumu sanıyordum başlarda; yenildim, devam ettim. Elendim, devam ettim. Hakkımı yediler, devam ettim. Hak yedim, devam ettim. Ne zaman ki yoruldum nefes almaktan, ''Bu, yaşam savaşı, mücadele edeceksin'', dediler, ''güçlüsün, aslansın, koçsun hadi yürü yaparsın sen'', dediler. Bu savaşı kazanacağımı söylediler. Bense kalakaldım olduğum yerde, ''Benim masum bir yarış sandığım şe, meğer canice bir savaşmış...'' diye düşündüm içten içe... -Geri çekilme hakkımı kullanmak istiyorum! dedim. -Öyle bir hakkın yok, dediler. -Seyirci kol...

Senli Dört İşlem

Kıyısına köşesine acılar saklamışsın İstanbul'un, Gidip onları buldum... En baştan söyleyeyim bir de Bu ,benim yine son olmayan son mektubum. Yaşarken mutsuz ve ne zaman ölsem mutluyum. Ölmek deyince karamsarlığa düşen insanların aksine Her gün, her saat ölüveriyorum. Sıkıntıdan mı, kıskançlıktan mı, hırstan mı bilmem Bir sel basıyor ve ben İsmim gibi bir selin içinde boğuluyorum. Kimse el uzatmıyor, görmeyince... Bir başka yaşta çocuk, bir başka şehirde Ankara oluyorum. Ah ne diyordum... Dolunayı da özledim, üç gün kala. Sana... İstanbul'da sakladığın üç beş acıyı alıp gidiyorum. Düş kırıklığı diye bir şey yok Düştüğünde kırılan ödünç hayalleri saymıyorum. Sevip, susup, yokluğunu aydınlatan yol oluyorum. Öylesine boş. Resimsiz bir duvar. İsimsiz bir kumar. Kanatlarında uçmak istediğim turnalar kadar... Ve ne yaptım bilmiyorum, Ayak izlerimi silmek istedim otobüs tekerlerinden Seni izlediğim anlaşılmasın diye. Ne zaman bir falcıya inansam seni seviyorum...

Başıma Üşenenler

Sadece üşendiğim için, seni sevemiyorum. Sadece bu sebepten kül tablasındaki izmaritleri toplayıp, külleri bırakıyorum olduğu yerde... Senin şarkılarını dinlerken sensizlikte, yeniden makyaj yapmaya üşendiğim için, gözyaşlarımı içime akıtıyorum. Hastalandığım zaman, üşeniyorum belli etmeye; kendi kendime iyileşiyorum. Üşengeçlikten ölmüyorum sevgilim. Hala nefes alıp veriyorum. Şaşırdın, değil mi? Sormaya korkuyorum. Üşengeçliklerim ve korkularım çiziyor yolumu, ben ise artık akışına bıraktım. Öylece yaşıyorum.Dedemin mezarına gitmeye, çiçeklerime su vermeye (oysa çoktan kurumuşlar), sana yeniden aşık olmaya (oysa çoktan biten bir aşk), biramı yudumlamaya, dolunaya bakmak için balkona çıkmaya, hayatında neler olup bitiyor diye sormaya, yeni pişirdiğim bir yemeği ağzıma sürmeden önce soğutmaya... Üşeniyorum. Üşenmediğim anlarda ise yetersiz kalıyorum. Bak, yetmiyor ruhum, seni yazmaya. Seni yaşamaya yetmediği gibi. Sana, seni ne çok sevdiğimi anlatırdım ama, biliyorsun ya... Kendi ekmeğ...

Yine Çirkin Dünya

On sekiz yaşıma adım attığımda birden değişecekti dünya Ben on sekizi es geçtim galiba... Ya aniden adım attım otuz beş yaşıma Ya da çoktan iade ettim bedenimi, sade bir ruhum şu anda... Ya da yeniden doğuyorum her dolunayda Ve hep bir yaşım, Ayrılığın bir de özlemlerin inadına... Sen bilmeden sana koşarken hislerim dört nala Dağıldı göz incilerim dört bir yana Ve uzaydan bile görülebilecek büyük bir aşk yarattım Sevdiğim, senin sayende döndü, bu çirkin dünya... Selin'S