Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Değişenli Lanet

 Yılanın deri değiştirmesi gibiydi Yaşam anlam değiştiriyordu, İnsan, fikir. Anlamları değişiyordu yaşamın hem de sürekli Kendi kendime diyordum ki  ''Alışırım belki.'' Yine bir gün bana farklı bir anlamla geldi. Hem anlamamı bekliyordu utanmaz Hem de uyum sağlamamı! Ben de ''Yeter!'' deyip terk ettim yaşamı. Çok sıkılmıştım çünkü onun Bu huyundan. Dönmem geri. Selin'S

Yağmur Altında

  Ne etkileyici bir ölüm olurdu şimdi yağmur altında, Son döktüğümüz gözyaşlarını gizlerdi damlalar... Yaşamlarını damlalara çığlık çığlık feda eden bulutlar Karışırken toprağa, En aydınlık sabahına uyanan bir şaire En karamsar son dizelerini yazdıracağını Nerden bilirdik? Ne etkileyici bir bitiş olurdu şimdi yağmur altında, Gidenleri, umutları, hayalleri belki bir anlığına Yâd edip son bir defa -Belki bir defa daha- Yummak vardı gözlerimizi. Oysa o günün sabahında, nerden bilirdik? "Ve ben ona, buna içerim bu gece, İçerim ki güzelleşsin bu çirkin dünya" Ne etkileyici bir sarhoşluk olurdu şimdi yağmur altında... O yağmuru yudumlamadan Nerden bilirdik? Selin'S

Gökyüzsüz

 Gökyüzünü göremiyorum. Ne zaman başımı kaldırıp yukarı baksam Binalar var, elektrik telleri, bir hava kirliliği... Gökyüzümü kendi ellerimle karartmış gibi hissediyorum. Bilinçli mutsuzluklara kucak açtığımdan beri. Selin'S

Cümle'ten

 Bendim ara sokaklar kaşifi ve kendimi bildim bileli sevemedim, aralarda olan hiçbir şeyi. -Sokaklar hariç elbette.-  Ağaçlar artık yasaktı ve kuş cıvıltıları eşliğinde bir yelkenli, yine yasak olan bir maviliğe sırlarını açıyordu. -sevişircesine.-  Gözümün önünde o, boyaları kavlamış kırmızı bir pencere, hatalarıma ve Ankara serinliğine açılıyordu. -bir şubat içerisinde.- Serinlik, içine biraz da Selinlik katmış olan bir rüzgardandı; dillendirilmiş bir öfke ve henüz dile getirilmemiş bir özlem esiyordu, Ağaçların yasaklı köklerini yerinden koparırcasına esiyordu hem de... İrili ufaklı izdihamlar yaşanırken hatıralarımda, bırakıp gideydim rüzgara hatalarımı... Belki yelkenli de yasaklanmamış olsaydı, nasıl olsa rüzgara emanetim deyip büsbütün bir beni sırtlanırdı. Ben nasıl öğreneceğim pencereleri boyamayı? Mesela unutmayı, duymamayı ve artık delice bir sel'in olmamayı? İçinden çıkamadığım duyguları kabullenip sevgiyle, her bir hissimi sarıp sarmalamayı; bir de alışmayı.....

Annesiz Bir Minik Kadın

 Merhaba anne, Geçen sene sen hazırlamıştın doğum günü pastamı... Bugün yedi yaşıma girdim biliyor musun? Babam kek aldı, mumları koydu üzerine ben de üflemeden önce her gece rüyamda seni görmeyi diledim. Çok özlüyorum çünkü... Okula başlayalı 4 ay oldu, yumurta haşlamayı, saçlarımı örmeyi, önlüğüm yırtılınca dikmeyi öğretti bana Nihal teyze. Harfleri öğrendim. Deftere 'anne' yazdırdılar, bir sayfa dolusu 'anne' yazdım ama öğretmenim okuyamayınca, ödevimi yapmadığımı söylemek için babamı okula çağırdı. Yazarken ağladım, karıştı işte her şey. Bir sayfa daha yazamazdım. *** Merhaba anne,  Artık babama kahvaltı hazırlayabiliyorum. Senin çorban gibi kokmuyor ama tarhana pişiriyorum akşamları... Sanki mutfaktaki masada oturup beni izliyormuşsun, her şeyi tarif ediyormuşsun gibi geliyor. Pişince diyorum ki, 'keşke tadına bakan annem olsaydı'... Okulda kermes yaptılar üçüncü sınıflar evden bir şeyler getirecekti, Nihal teyzeye kızı söylemiş, kurabiye yapıp getirdi bana...

Çalakalem ve Hamal

 Çalakalem, hamal ve sarının şiiri olsun bu, Ben hayallerimi Göle maya çalar gibi Kağıda çalardım.  Belki tutardı bir şiirde yahut bir resimde. Çalakalem yazardım da yazardım, Rüyalarımı, korkularımı bazen onu anlatırdım. Sonra hayallerim çalınmıştı. En son kalemim. Ben de çalakalem kelimesini o anda idrak ettim. *** Pazar yeri vardı, köylüler falan Dikkatimi çeken bir hamaldı. Daha küçüktü, henüz hamdı Bu gidişle, yaşayabilirse eğer İlerleyen yaşlarında kambur kalacaktı. Ham çocuk eğildi yerdeki ağırlıkları aldı Hamal kelimesini anladım. Aşk da bir hamallıktı Sırtımızda bir kambur... Anladım. *** Çalakalemin kalemi çalınınca Az aşım rahat başım dedi çıktı yola Hamalla karşılaştı sonrasında. Nerede ve nasıl ben bilmem, Sarıya soralım onu da... Ham çocuk sarı poşetler taşıyordu Çalakalem, en son sarı bir şiir tasarlıyordu Sarı bir günebakan vardı, dalından koparılmış Üzerinde ayçiçeklerine hamallık yapıyordu Boynu demek ki ondan bükülmüş. Demek ki çekirdeğe olan sevdasından, Da...

Buzul Çağ

 Kimse aşka tutunamasın diye ne kadar da sert esiyor çağımızın fırtınaları... Öyle bir saat kulesi inşa etmişler ki, aşktan da özlemden de geçmiyor yelkovanı. Biri hava almaya çıksa dahi bir daha açılmamak üzere kapanıyor her bir kapı Sonralara saklıyoruz tüm hayalleri, bütün acıları, her bir planı. Sonramızın bir garantisi varmış gibi! Kimse tutunamıyor aşka, belki de dalları çok dikenli Öyle bir hapishane inşa etmişler ki şehrin orta yerinde,  Herkes sevmekten korkuyor oraya girmemek için, büyük bir suçmuş gibi. Buz tutmuş kalplerimiz, ellerimiz buz ve sesimizden anlıyorlar büsbütün kaybetmişliği. Yorgunum. Herkes kadar ve her şey gibi... Çoktandır unuttum, bir tebessüm etmeyi. Selin'S