Ana içeriğe atla

Annesiz Bir Minik Kadın

 Merhaba anne,

Geçen sene sen hazırlamıştın doğum günü pastamı... Bugün yedi yaşıma girdim biliyor musun? Babam kek aldı, mumları koydu üzerine ben de üflemeden önce her gece rüyamda seni görmeyi diledim. Çok özlüyorum çünkü... Okula başlayalı 4 ay oldu, yumurta haşlamayı, saçlarımı örmeyi, önlüğüm yırtılınca dikmeyi öğretti bana Nihal teyze. Harfleri öğrendim. Deftere 'anne' yazdırdılar, bir sayfa dolusu 'anne' yazdım ama öğretmenim okuyamayınca, ödevimi yapmadığımı söylemek için babamı okula çağırdı. Yazarken ağladım, karıştı işte her şey. Bir sayfa daha yazamazdım.


***

Merhaba anne, 

Artık babama kahvaltı hazırlayabiliyorum. Senin çorban gibi kokmuyor ama tarhana pişiriyorum akşamları... Sanki mutfaktaki masada oturup beni izliyormuşsun, her şeyi tarif ediyormuşsun gibi geliyor. Pişince diyorum ki, 'keşke tadına bakan annem olsaydı'... Okulda kermes yaptılar üçüncü sınıflar evden bir şeyler getirecekti, Nihal teyzeye kızı söylemiş, kurabiye yapıp getirdi bana. Elektrikli süpürgeyi çalıştırıp evi temizlerken kollarım ağrıyor, akşam ödevlerimi yaparken hemen yoruluyorum o zaman. Mayısın ikinci pazar gününde anneler günü kutlarken neler yaptığımızı ve annelerimizin neler söylediğini yazmamızı istedi öğretmenimiz. Ödevimi yaptım. Senin anneler gününü kutladığımı hayal ettim; ben sana çiçekler toplamışım, sen kollarını kocaman açıp bana  sarılmışsın, 'Canım kızım, senin varlığın yeter ben dünyanın en mutlu annesiyim', derken gülümsüyorsun... Öğretmen ödevi beğenmedi sanırım, yine babamı çağırdı ama ne konuştular bilmiyorum. Babamın gözleri kıpkırmızıydı bu akşam, toz toprak kaçmış öyle söyledi ama bence ağlamış. İstemeden üzdüm diye ben de üzüldüm, ben de ağladım. Üzülünce ellerini hep omzumda hissediyorum biliyor musun? Keşke anneler günü de seninle birlikte gitseydi, ben o gün çok üzüldüm çünkü, çok eksik hissettim anne. Hiçbir çocuk annesiz kalmamalı...

***

Merhaba anne,

10 yıl sensiz kaldım, bir yanım yokmuş gibi yaşadım, güler gibi yaptım ama bir yanım hep acıdı.  Nihal teyzeler taşındı. 16 yaşındayım, ilk defa aşık oldum sana anlatamadım. İlçede voleybol turnuvası oldu, birinci olduk seninle paylaşamadım. Seniha diye bir kadınla evlendi babam, artık ev işlerini ben yapmıyorum ama yorulsam da daha mutluydum. Senin dokunduğun tabağa, çanağa, bardağa dokunuyor tencerelerde yemekler yapıyor, kabullenemedim bir türlü... Babamın gömleğini ütülerken ayağıma düşürmüştüm ütüyü, sonra babam onunla evlendi üç seneyi geçkindir bizimle yaşıyor. Artık kıyafetleri daha düzenli, hep ütülü giyiniyor, daha güzel yemekler yiyor diye onun için seviniyorum ama seninkiler gibi olmuyor annem... Senin yokluğunda her yediğim lokma kuru ekmek gibi geliyor, hiçbir şeyin tadı yok. Ama babam mutlu, seni unutmamış sordum ben, 'Hayat bir şekilde devam etmeliydi kızım.', dedi. Sen yoksan keşke etmeseydi anne.

***

Merhaba anne,

Üniversiteden mezun oldum. Öğretmen oluyor senin kızın. Ah görsen öyle güzeldi ki mezuniyet töreni. Siyah üzerine mor işlemeli bir cüppe giydik. Diplomaları verdiler sonra hep birlikte havaya fırlattık keplerimizi, arkadaşlarımın anneleri gururdan ağladı, ben de yanımda olmanı isteyerek bir damla bıraktım cüppemin koluna doğru. Biliyorum yanımdasın, biliyorum benimlesin. Lütfen bu gece de gel rüyama, sana ne çok ihtiyacım var anlatamam! Üçüncü sınıftan beri mayıs ayının ikinci pazar günü yok benim için... Anne ne kadar zamansız terk ettin beni. Her çocuğun annesine ihtiyacı vardır, anne benim sana çok ihtiyacım var.

***

Anne korkuyorum.

Akrepten korkuyorum, saatin akrebinden; güzel bir şey olduğu zaman çok kısa sürüyor. Biraz sevinsem daha büyük kederle bedel ödüyorum. Annesi olmayan bir çocuğa hayat da zulmediyor. Mutlu olmaktan da korkuyorum anne, bu yüzden... Sınav diyorum, başarıyla vermeye çalışıyorum şu emanet canı, ama git gide daha çok zorlanıyorum. İnsan büyüyünce annesine daha çok ihtiyacı oluyormuş anne. İyi hissetmiyorum, zoraki gülüşlerden de vazgeçtim. Şehirler değiştiriyorum, tek dünyevi varlığım içinde resminin olduğu o küçük çerçeve. Korkuyorum anne, anlamsız bir korku geziniyor içimde, onu da kaybetmekten çok korkuyorum. Seni rüyamda gördüğüm bir gecenin sabahında, uyanmaya korkuyorum. Birini sevmekten korkuyorum. Küçükken daha cesurdum, şimdi almam gereken kararlar korkutuyor beni.

***

Anne, ben evleniyorum.

***

Merhaba anne,

Beş yıl geçti, anne olamadım. İçimdeki sevgiyi verecek bir canlı getiremedim dünyaya, senin adını taşıyacak bir kız çocuğum da olmadı... Ezildim, üzüldüm hep. Bazen sen giriyordun rüyama, seni de üzdüm biliyorum anne. İnsan seçimlerinin sonuçlarını kestiremiyor. Evliliğim bitti. Damağımda yaralar vardı uzun süredir, arkadaşımın ısrarıyla doktora gittim. Kansermişim. 25 yıl sensizliğe dayanmak çok yordu, yakındır yanına geliyorum anne, hayallerimdeki gibi kocaman aç kollarını ve sarıl bana, ben gelince.

Artık korkmuyorum.


Selin'S

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KÜLLERİ YAKAN DİYALOGLAR

Selin: Ben, Şiirlere ve yazılara isim bulmakta usta olan ben, Hissettiğim şeye bir ad bulamamakla birlikte, hissediyorum. Hislerim hala yaşıyormuş. Hadi kutlayalım bunu, bu gece ölmeyen hislere içiyorum. Ve aynı şarkıyı, aynı kişi için defalarca kez üst üste dinliyorum. Umut: Aynı şeyi aynı kişi için her gece hissetmekten farkı ne ki? Aynı insana yazmıyor muyuz ömrümüz boyu tüm şiirleri? Selin: Hissettiğin an, içinde yaşıyorsun bir şeyleri. Kaldı ki bence öylesi daha iyi, bazı şeyler bilinmemeli. Umut: Tavandaki karolari saymaktan gözlerim bozuldu. Biraz da sesim kısık şarkı söylemekten bağıra bağıra. Görüyorum... Selin: Göremiyorum. Ne alfabedeki harfleri, ne yazdığım şiiri... Ne hislerimi ne bir gün sonrasını… Boğuluyorum. Umut:  Bak, şimdi karanlık ama yine doğacak güneş. Biz dursak da dönüyor dünya, biliyorum. Yıka yüzünü okyanuslarla, dağlara tutun, taşları sevmiyorum. Kalk hadi. Selin: Okyanus güneşin yakıcı sıcağına da...

Kırk Birinci Gün

Kırk gün yas tutar insan... Kalbe kırk tane iğne batar, derler, her ölümün ardından. Her bir gün, bir iğneyi çıkartır. Sonrasında kalp atmaya devam eder delik deşik, kalptir sağ ve sakat kalan. Ölümler daha cazip gelir, kaybettiğin o an. Ayrılıklarda? Hislerimin ölümünden sonra, yasını tutsunlar diye sol koluma kırk çizik bıraktım. Kırkıncı günün sonunda kırptım saçlarımı. Kangren olan kolu kesip attım. Artık ben de birini toprağa vermişçesine, delik deşik; sakat ve yarımdım. Saçlarda kırmızı makuldür, kanda kırmızı farz, ayda kırmızı şart; günahta caiz. Gökkuşağında mekruh. Yakamozda memnun... Kırmızı. Yüzüm kadar solgun. Saçlarımın kırmızı makullüğünde omzuma üşüşen ilham perilerini davet etmek için, karton kutunun üzerinden kıpkırmızı saçlarıyla bana bakan o kadınla karşılaştım. Eski bir dost yüzüydü benim için. Gülümsedim, ''İdolümsün abla'', dedim. Yerine bıraktım. Kırmızının sevap olması kadar tezattım. Kendileri seçtikleri yöneticilerden nefret eden insanla...

ÇEMBERİNDE GÜL OYA

Biricik anneannem Sadiye ÖZBEY'in anısına... Bu yaşa kadar hiç kimseyi kaybetmeden gelmiş olmam, belki şükür sebebiydi belki de şımarıklığa yol açmıştı bilemiyorum. - ara sıra insanlarla aramda geçen küslükleri saymazsak.- Ölüm hakkında düşünmek ve ölüm fikrine kendini hazırlamak ile ölümü yaşamanın arasında dağlar kadar fark varmış. Bir insanı hayatından çıkarmakla bir insanın hayattan silinip gitmesi arasında uçurumlar varmış. Otuzuma beş kala verdiğim ilk kayıpla, kaybetmeyi öğrendim. Her şeyi kontrolüm altında tutmaya çalışırım normalde, genlerimden gelen bir 'aşırı kontrol' durumuyla yaşıyorken, bazı şeyleri asla kontrol edemeyeceğimizi ve ne yaparsak yapalım bazı şeylerin asla değiştirilemeyeceğini fark ettim.  4 saatlik 4 senelik ya da 94 senelik bir yaşam arasında hiçbir fark olmadığını gördüm. Oysa 94 seneyi toprağın altına sığdırmak daha zor olmalıydı, o çukur daha derin kazılmalıydı meselâ ve anneannemin bedeni daha heybetli olmalıydı... *** İnanmak ile ina...