Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Cümle'ten

 Bendim ara sokaklar kaşifi ve kendimi bildim bileli sevemedim, aralarda olan hiçbir şeyi. -Sokaklar hariç elbette.-  Ağaçlar artık yasaktı ve kuş cıvıltıları eşliğinde bir yelkenli, yine yasak olan bir maviliğe sırlarını açıyordu. -sevişircesine.-  Gözümün önünde o, boyaları kavlamış kırmızı bir pencere, hatalarıma ve Ankara serinliğine açılıyordu. -bir şubat içerisinde.- Serinlik, içine biraz da Selinlik katmış olan bir rüzgardandı; dillendirilmiş bir öfke ve henüz dile getirilmemiş bir özlem esiyordu, Ağaçların yasaklı köklerini yerinden koparırcasına esiyordu hem de... İrili ufaklı izdihamlar yaşanırken hatıralarımda, bırakıp gideydim rüzgara hatalarımı... Belki yelkenli de yasaklanmamış olsaydı, nasıl olsa rüzgara emanetim deyip büsbütün bir beni sırtlanırdı. Ben nasıl öğreneceğim pencereleri boyamayı? Mesela unutmayı, duymamayı ve artık delice bir sel'in olmamayı? İçinden çıkamadığım duyguları kabullenip sevgiyle, her bir hissimi sarıp sarmalamayı; bir de alışmayı.....

Annesiz Bir Minik Kadın

 Merhaba anne, Geçen sene sen hazırlamıştın doğum günü pastamı... Bugün yedi yaşıma girdim biliyor musun? Babam kek aldı, mumları koydu üzerine ben de üflemeden önce her gece rüyamda seni görmeyi diledim. Çok özlüyorum çünkü... Okula başlayalı 4 ay oldu, yumurta haşlamayı, saçlarımı örmeyi, önlüğüm yırtılınca dikmeyi öğretti bana Nihal teyze. Harfleri öğrendim. Deftere 'anne' yazdırdılar, bir sayfa dolusu 'anne' yazdım ama öğretmenim okuyamayınca, ödevimi yapmadığımı söylemek için babamı okula çağırdı. Yazarken ağladım, karıştı işte her şey. Bir sayfa daha yazamazdım. *** Merhaba anne,  Artık babama kahvaltı hazırlayabiliyorum. Senin çorban gibi kokmuyor ama tarhana pişiriyorum akşamları... Sanki mutfaktaki masada oturup beni izliyormuşsun, her şeyi tarif ediyormuşsun gibi geliyor. Pişince diyorum ki, 'keşke tadına bakan annem olsaydı'... Okulda kermes yaptılar üçüncü sınıflar evden bir şeyler getirecekti, Nihal teyzeye kızı söylemiş, kurabiye yapıp getirdi bana...

Çalakalem ve Hamal

 Çalakalem, hamal ve sarının şiiri olsun bu, Ben hayallerimi Göle maya çalar gibi Kağıda çalardım.  Belki tutardı bir şiirde yahut bir resimde. Çalakalem yazardım da yazardım, Rüyalarımı, korkularımı bazen onu anlatırdım. Sonra hayallerim çalınmıştı. En son kalemim. Ben de çalakalem kelimesini o anda idrak ettim. *** Pazar yeri vardı, köylüler falan Dikkatimi çeken bir hamaldı. Daha küçüktü, henüz hamdı Bu gidişle, yaşayabilirse eğer İlerleyen yaşlarında kambur kalacaktı. Ham çocuk eğildi yerdeki ağırlıkları aldı Hamal kelimesini anladım. Aşk da bir hamallıktı Sırtımızda bir kambur... Anladım. *** Çalakalemin kalemi çalınınca Az aşım rahat başım dedi çıktı yola Hamalla karşılaştı sonrasında. Nerede ve nasıl ben bilmem, Sarıya soralım onu da... Ham çocuk sarı poşetler taşıyordu Çalakalem, en son sarı bir şiir tasarlıyordu Sarı bir günebakan vardı, dalından koparılmış Üzerinde ayçiçeklerine hamallık yapıyordu Boynu demek ki ondan bükülmüş. Demek ki çekirdeğe olan sevdasından, Da...

Buzul Çağ

 Kimse aşka tutunamasın diye ne kadar da sert esiyor çağımızın fırtınaları... Öyle bir saat kulesi inşa etmişler ki, aşktan da özlemden de geçmiyor yelkovanı. Biri hava almaya çıksa dahi bir daha açılmamak üzere kapanıyor her bir kapı Sonralara saklıyoruz tüm hayalleri, bütün acıları, her bir planı. Sonramızın bir garantisi varmış gibi! Kimse tutunamıyor aşka, belki de dalları çok dikenli Öyle bir hapishane inşa etmişler ki şehrin orta yerinde,  Herkes sevmekten korkuyor oraya girmemek için, büyük bir suçmuş gibi. Buz tutmuş kalplerimiz, ellerimiz buz ve sesimizden anlıyorlar büsbütün kaybetmişliği. Yorgunum. Herkes kadar ve her şey gibi... Çoktandır unuttum, bir tebessüm etmeyi. Selin'S

Bordo'ya

 İnsan, saçlarına beyazlar düşünce bulutlardan 'yaşlandım' sanır ya kendini, Oysa siyah, gelmiş geçmiş en büyük renkti. O yüzden kötülükle anıldı siyah, çünkü 'kötülük' gelmiş geçmiş en yaşlı eylemdi. Bilgelik sonradan geldi, grileri seçti kendine... İyilik geldi sonra, beyazdır dediler rengine. Aşk geldiğinde kırmızıyı buldu Ve kalan bütün morlar, bütün delilerin oldu. En son, Kötülük aşkla evlendi ve bordo doğdu. Yeşillere ve mavilere gelmedik daha... Ancak bir esaret söz konusuydu. Özgürlük zaman alıyor, tutsağız hepimiz Mesela şu kadın, kırmızı elbisesine tutsak... Şuradaki çocuk işte, tutsak elindeki pamuk şekere Ben, sanırım yapamam senin kahverengi gözlerinsiz Maviliğe tutsaksın sen ve ben senin mavi sesine. Bordolar benim olsun, Sen kaybolup git maviliklerde... Selin'S

Öfkenin Belirtme Hali

 Filmleri aslında tek başıma izledim, Kendim koymuş gibiyim başımı yastığa, Yapayalnız yemişim sanki bütün öğünleri, Arabada tek başıma yutmuşum tüm şeritleri, Kendi kendime mi anlatmışım tüm dertleri Ben biri var sanarken bir başına dolaşmışım tüm şehirleri... Belgeli bir yalnızlıkmış evlilik, Aklımdaki bu değildi. Çatıdan süzülmeler geçiyor aklımdan Gökyüzüne doğru sonsuz yapılan sonsuz yolculuklardan bahsedelim mi? Aklımda köşe kapmaca oynayan fikirler var. Aklımdaki bu değildi... Selin'S

Öfkenin Yönelme Hali

 Önce baş ağrılarıma alıştım, sonra şanssızlıklarıma, Sonra kendi seçimlerimin sonuçlarına katlanırım sandım Katlanabilirdim bana kalsa, öylesi ağır, hançer laflara... En sonunda kendimi inandırmıştım, İyi olan şeylerin hiçbirine layık olmadığıma. Böylelikle yaratılıyor girdaplar işte, Böyle böyle daha bir dibe batıyor insan ve  Çekiyor kendini daha aşağılara... Bu şekilde gökyüzüne hasret kalıyorsun Ama esaretin anlamı aşk değildir diyen olsa, İnkar basıyor gündüz düşlerini nefessiz Alıştım sanıyorsun. Ben de önce baş ağrılarıma alıştım, sonra şanssızlıklara. Bir mutlu yirmi dört saat bile çok görüldü bana. Selin'S