Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Günlük Dem

 "Utaşamayacaksan zorlama, düşersin", diye sesleniyor benden yıllarca büyük can arkadaşım. Utaşmak der hep yetişmek yerine... Bu da nedense bana hep tatlı gelir.  Gün batımı rengine bürünmüş kayısıları toplamak için çıktığım merdivenden aşağı bakıyorum. Çimen ve yumuşacık toprakta şımaran nazik karıncalar. Düşsem de bir şey olmaz diyorum zaten düşmekten korkmamayı bir şekilde öğrendim. Sonra merdiveni toplayıp yanına çıkıyorum... Taze yıkanmış beton balkon kokusu, sen nasıl bir hatıra çobanısın! Kokunun peşinden koşan anıları izliyorum bir müddet. Sonra gözüm balkonlara takılıyor. Ne de boş! İnsanların balkonları var ancak balkonların insanları yok. Dayatılmış bir hayatsızlığa direnir gibi, bir biz çıkmışız balkona. İkimizin de konuşası yok o gün. Gerek de yok gerçi, birbirimizin çayı karıştırmasından, nefes alışından ya da minik bir mimiğinden ne demek istediğini anlayan insanlarız. Sabrın sonunda, garipçe, sessizce oturuyoruz. 'Hadi başla bakalım' diyor, onun çay ka...

İç-self

 Bakarlarmış dönüp olay yerine hayallerin katilleri, Ne hayal kalmış, ne eksik, ne tam... Bakakalmış gamların saçlarından mor iğne oyaları.  Akakalmış kuru şehrin pınarsız gözlerinden gam... İçim neresi bilmiyorum. İçimle hiç yok aram. Orada ne biriktirilir bilmiyorum. Oraya yazılan ne ile silinir, Ne kadar derin, hangi anıyı kaç defa katlayıp koymalı Bilmiyorum. Ahmak ıslatan anılar çiseliyor üstümüze İçimden mi geliyor öyle ahmakça Yoksa ıslanmak mı siler atar onu düşünüyorum. Ah Şu benim balkon görmemiş karamsarlığım... Yırtıldı gece, diyorum. Yırtılır bazen gece. İnandıramıyorum. İnandıramadıkça daha karamsar Yırtıldıkça kendime yabancı Sustukça yiten kelimelerin sahibi  -oluyorum. Hâlâ yazıp yazmadığımı soran insanlar var - hâlâ çizip çizmediğimi. Boyuna yazıp çiziyorum ama Yaşıyor muyum? Yaşıyor musun diye sorsa ya biri. Sustukça Tanımadığım içim Düğümleniyor boğazımda.  Boyasam diyorum tüm karları Tüm kararları Bütün denizleri -kırmızıya. Çünkü çok güzel kokar...

Maviler Içimde

 Önce kendi boynuma bir halat oldum, Sonra yanlış algılanmış bir hayata doğdum. Yanlışlıkla bir hayal kurdum sonra, Kendi ellerimle hayallerimi boğdum. Ayaklarımın üzerinde kaymaya çalıştım, Ayaklarımın üzerinde duramazken henüz Sonra sevgi kavramının en yalanıyla tanıştım Her mevsim gibi, hüzündü güz... Kirlenmemiş bir kalpte saklamak istedim çocukluğumu, Biri çamur attı, biri çöp, birileri gözyaşı... Bulunmayacak insanlarda aradım mutluluğu, Bir günüm ölüm gibi, diğer günüm aynısı. Önce kendi boynuma bir halat oldum, Her gün astım umutları... Selin'S

Bir Başka

 Benim sarılışım başkadır geceye Kalbimi emanet eder gibi, Bir daha asla yıldız göremeyecekmiş gibi, Saçları kapkara bir bebeği Büyütür gibi sarılırım. Sana sarıldığım gibi. Benim yaşayışım başkadır 'an'ları. Öyle yaşarım ki, içime ata ata Sol kolum yerinden koparcasına Akşam balkonsuz evimin balkonunda Beni bekleyen çiçeksiz toprağa anlatırım. O yüzden çiçek açmaz hiç, o saksıda... Ben bir başka ölürüm, Yaşayacağım kadarını yaşayıp, Kendi isteğimle ve bir sabah mutlu, Eski radyodan çalan eski bir şarkı eşliğinde... Sonra çiçekler de bitmez bilirim üzerimde. Sen, bir başka zehirsin. Sen, bana en gerek... Sen, bana 'Engerek' Sen çiçeksiz saksı, Sen eski radyo, Sen hasret... Ben bir başka özlerim. Kanarcasına. Selin'S

Su (s)

 Söyleyecek şeylerim çokken, yok olan kelimelerim var... Sustuğum ve beklediğim şeyler, Sevdiğim ve unuttuğum kişiler, Gördüğüm ve göreceğim günler. Ama olmayanların çokluğu bastırıyor işte Göreceğim günlerin umutlarını. Olmayanların eksikliği yoluyor İçimdeki imkânların kanatlarını. O olmayanlar öyle yok ki, yokluğu yoruyor. Susuyorsam bir sebebi yok.  Ve susuzluk belki cennetten çıkmıştır dayak gibi. Dünya üzerinden insanlara bakmak isterdim. Susardım belki yine Dünyanın ilkel adaletine.  Susardım. Susamak gibi varlığına.  Her şeyi kaybetmiş olanlara imrenmek de varmış Yarım yamalak varlıklara bel bağlamak yerine Sıfırdan başlangıçlara hasret. Susuyorum. Gözlerimden akan suları içene kadar... Selin'S

Sırtlanmalar

 Herkes bıçak olsa da kesilmez yaşam denen çığlık; her yer sulak olsa da yeşermez umut denen filiz. Her an öyle yalnızız ki, dibine kadar bir yalnızlık bu, insanlar içinde bir yalnızlık ve bir yerlerde nefes alıp vermeye devam ediyor ruh eşimiz... "Kafam kıyak olsa ne çıkar!", deyip bazen, kafamızı kayık yapıp yola çıkarız, kürek kürek kaçma isteğimizi sırtlanıp. Daha çok şanslı olanlarımız veya biraz daha şanslı planlarımız varsa eğer kendilerine göre, yem oluvermeden bir sırtlan sürüsüne, karşı kıyıya geçebilir, tam da hayallerinin olduğu yere. Var mı cancağızım, sizin de karşıya yüzen hayalleriniz? Upuzun bir yolu tanımlar benliğiniz ve ben derim ki; ne yola çıkabildik, ne yolu gördük ama sadece yolu bana anlattınız ve bu bile içimde sizinle ilgili 'yarım kalmışlık' hissi yarattı, geçmiyor. Yarım kalmış gibiyiz. Yarım bir kalkışla sabaha başlayacağız az sonra. Yarım bir bardak kahve ile yarım bir sigara eşlik edecek geceden kalma sızılara. Sonra... Sonrası iyilik ...

Sınırda Sevgi Bozukluğu

 Toprak yağmura fazla hasret kaldığında, kendisine kavuşan yağmuru çeker içine... Sürekli yağmur yağsaydı eğer, istemezdi toprak bile. Yol yol olurdu, geldiği gibi gitsin diye. Yani demem o ki diğer yarım, yarım kalsam da, hasret olsam da gitmek zorundaydım hareket vakti geldiğinde. Dün ıslandım, rüşvet teklif ettim rüzgara, sarılmalıydım. Sarmadı. Bir saç telimi ve kokumu verdim, almadı. Senin kokunu getirir sandım. Hiç oralı olmadı... Yani demem o ki benim canım, kendimi sedalarca ve defalarca anlatacak bir hâlim de kalmadı... Ama söylenecek şey 'çok'… susuyorum ben. Rüzgârın estiği yerdeyim, aklımın estiği yerdesin sen... Yola çıkabilsem ah, o yolu bir görebilsem! Çünkü şimdiye kadar gittiğim her yol çok şey çaldı kalbimden. Bundandır yollardan korkum, bekleyişim bu yüzden...  Ama şahlanıp gitmek içimde var. 'Duyuyorum ben.' Selin'S