Ana içeriğe atla

Kayıtlar

MAŞUK GİRDAP

Mağdur edilmiş bir aşkın öfkesi geziniyordu damarlarımda: kıskançlık. Sanki kölesi habersizce kaçan bir sahip gibiydim ya da Tanrısı kendiyle dalga geçen bir rahip! Elimi kolumu bağladı kandırılmak, uzun zamandan beri düzenli ve kararlı olarak yaptığım tek şey, ani ağlama krizlerine koşulsuz şartsız teslim olmak. Oysa aşka tam bir teslimiyeti yeğlerdim ben, aldatılmak değildi tercihim. Ayrılığın tasvirini, ayrılığa dair tek bir kelime kullanmadan yapabilecek haldeyim. O kadar 'his kazası' geçirdim. Hala da tedbirli değilim aşka, bunun nasıl bir önlemi olabilir ki, tehlikeyi göremedikten sonra, işin en başında... Belki saatlerce sohbet ederek, yıllarca arkadaş kalarak, her gün ona daha çok bağlanarak kapılırsın ona, belki ilk gördüğünde yıldırım çarpmışa dönersin, o derin bakışlar karşısında titrer ellerin, çıkmaz sesin... Ne zaman nerde geleceği belli olmaz ama, durgun denizde canı sıkılmış tekneyi bulan bir girdaptır O. Dümeni ne yöne çevirirsen çevir, kaçamazsın. Aslı...

Tutarsız Üçleme

-I- Sen gülmeden yeni sabaha uyanamam... Aklımda 'sen' diye bir kavram... Nerden nasıl kalbime yerleştiğini bile anlamadan   Durup durup dakikalarla seni anmaktı belki Zamana yaptığım tek yanlış. Kalbimde 'sen' diye bir yük... Bulduğum gibi bırakasım geliyor bazen, Sevdiğim kadar sevilesim geliyor... Bunu sana anlatamam. Kalbimden çıkarıp atsam ismini, Ayrı dert... Kalbim sen kanar durmamacasına... Kalbim ağrır o zaman. Aklım sen haykırır susmamacasına... Ben sana duyuramam... -II- Ve bilirim; Sen öyle geldiğin gibi bir akşam serinliğinde gideceksin vakitsiz... O unutmadığın ilk aşklar var ya, Onlar girecek aramıza hayal silüetinde, bitecek hikayemiz. Boşuna duygular doğurmuş olacağız; Ortalıkta Başıboş Kimsesiz... Bir sürü sahipsiz duygumuz olacak, Ve bir bilinmezlikte yitip gidecekler, Senden benden habersiz.... -III- Senin bilmediğin müzikler dinliyorum şimdi Senin hiç duyumsamadığın bir koku eşliğinde... Yağıp yağıp saçlarına düşmeye...

Duyu Kanaviçesi

Koku bir başkadır...  Parfümümün kokusunu, tahta kalemin kokusunu, ikinci el kitapçılara has o kokuyu, aktarın önünden geçerken gözümün önünde beliren otantik koku dansını seviyorum... Somut değildir koku. Üzüntümün kokusu tarçındır,üzüntülerimi seviyorum. Neşemin kokusu lavantadır, neşemi seviyorum. Buram buram portakal çiçeği ve deniz notaları taşıyan Mersin'i seviyorum. Çocukluğumun kokusu Anka ra'dır... Biraz denizsiz yosun,biraz toprak,samimiyet ve anıların kokusu. Ankara'yı seviyorum. Tuzlu gözyaşı ve her mevsim bahar çiçeği kokar İzmir. Aşık olunası... Yükseklik çam kokusudur,insanların üstüne sinmiş alçaklığa inat... Yüksekliği seviyorum. Her adım attığım yeri, her aldığım nefesi ve 'beni ben yapan herşey'i seviyorum. Henüz ölemem, bekle hayat; seninle yarışmaya geliyorum...!

SÖZCÜKLER DÖKÜLDÜ KANATLARIMDAN

(Seci Harmanı)  İstemezdim ‘’Seni Seviyorum’’ sözünü dar vakitlere sığdırmayı, istemezdim…. Bize geniş zamanlar lazımdı; doya doya paylaşmak için hislerimizi, paylaşmak için sevdamızı. Ellerini tutabilecek kadar yakınken sana, inan istemezdim sus pus olmayı. Sabah olurdu her gün, kısa bir süre için güneş beklerdi gökyüzünde. Sonra sen açardın gözlerini, güneş sırtını dönüp terk ederdi dünyayı, pek kıskanırdı seni fikrimce… Sonra yeryüzü bırakırdı kendini, gözlerinde bulduğum o eşsiz, o senfonik büyülü geceye.     Beklemezdim, birden belirirdin karşımda, kesilirdi nefesim. Bazen beklerdim, gelmezdin;  o zamanlara karşı hep bir kin besledim. Çağın, yılın, insanların önemi yok!.. Ben seni hep birkaç yüzyıl geriden sevdim. O masum, utangaçlığın hala var olduğu, görünce kalbin hızlanmasıyla yüzlerin şahane bir kırmızıya boğulduğu yıllardan sana sevgi getirdim.  Gözlerine delice bakmak isteyip de ‘’içinde erir bakışlarım’’ diye sürekli kaçırdığım bakışlarım...

Bana Bir Şeyler Karala!

Benimki kısa olsun. Hem karalara bağlanmasın Her aşkın sonu hayat karartmaz. Bir de çay koy, Ağzına kadar doldur bardağı Gözleri kadar siyaha doysun. Ha? Tek şeker olsun.                -II- Zamana bırakılmış aşklar vardır ya hani Ne olacak zaman durursa diye hiç mi düşünmezler Kendilerinden bile kıskandıkları o kalbi Bir başkası fethederse diye hiç mi ürpermezler?.. Eksiliyoruz gün be gün. Artmak için başladığımız bu yolda Anıları silmek kolay da, Yaşanan acıyı hiç mi düşünmezler?                                  --SeLiN'S--

AKLEN YAYIN

Özlü sözler,özünü yitirmiş bugünlerde Esansları kaçmış yahut kıvamını kaybetmiş gibiler... Öz değil gözlerin Bakışların üvey, Geçmişinin üzerine mum tutuyorsun Özden gelen sözlerim Ruhuna değil geçmişine yansıyor Ben farkediyorum Sen susuyorsun... -Okarakeditrajedideğildir.- -Okaratrenkömürleçalışmıyor.- Parmaklarımı diyorum, Kesmek istiyorum. Yazmasınlar, sustuğum zamanlarda. Ellerimin beyni olmasa kaç yazar? Kollarım yeter sana uzanmaya... Kalemin özü sözü bir değil Özü ayrı deli. Sazının bir teli bin gözden yağar Bir Hicaz ki Zergüleli. Son sözü söyledi mi? Yine birşeyleri kaçırdım -Aklım, kimbilir yerinde mi?- /Seni yazamıyorum. Sana yazamıyorum. Seni anlatamadığım gibi.../ Takvimlerden kaçtayız diyor biri Tarihin son sayfasını da yırtmış. Benim zamanım kaçıktır dedim Uykumu kovalamaktan daha bana dönemedi. Ah bu kelam... Ah bu kez ters duruyor aynada yansımam Saat desen   Akrep batırmış zehirli iğnesini. Ah kelam bu kez Beni benden etti....

SORU(N) VAGONU

    Kendi kendine konuşmak deliliktir,denir hep... Ben buna katılmıyorum. Kendimle konuşmazsam, içsesimin sorularına kulak asmazsam başkasıyla konuşacak birşey bulamam ki ben. Sağolsun içsesim de hiç susmadı bu yaşıma kadar. Aklımda her gün binbir tane soru.     Düşüncelerimi görebiliyorum,düşüncelerim bir soru çarkı misali dönüp duruyor zihnimde. Bir tanesini durdurabilsem,çıkarsam aradan,sadece ona odaklansam içime sinmiyor diğerlerinin boynu bükük kalması,bu nedenle 'çok yönlü düşünme' aşığıyım ben. Biri çıksın cevap versin sorularıma ya da kulak versin sorularımın cevaplara çıkış noktasına. Mesela aşk artmak mı yoksa eksilmek midir? İki kişi olarak başlayan bir şey tek kişi olarak sonuçlanıyor.     'Mutlu son' denen huzurlu evlilik,insanların benliğini kaybedişi değil de nedir?.. Bu mutlu sonda bir taraf asimile oluyor; diğerinin kişiliğine uyak yapıyor kendi kişiliğini. Hatta çoğu zaman redif,silinip gidecek,göze çarpmayacak biçimde. Alışkan...