Ana içeriğe atla

Dilencinin Duası




Yağmurda ağlamak için beklemediğim bir günde sırf yağmurda ağlamış olmak için ağlamıyorken üstelik, yanaklarımda dolanan soğuk yağmur taneleri ile içimin ateşiyle yanaklarımı yakan gözyaşı damlalarının yoğunluk farkını bir tek ben fark ediyorum.  Mutluluğa dokunmak için ölmem lazımdı. Bunu bir tek ben biliyorum. "Sevgi dolu geçsin günün!" deseydin be dilenci kadın. Farklı bir dua etsen belki tutardı. Cebimdeki son parayla aldığım simidin yarısını sana verdiğimde, sen de ağzına daha bir lokma koymamıştın. Neden farklı bir dua ile açmadın ki o ağzını? Sen ol bugün de ölme isteğimin sorumlusu. Sen öl bir gün de mutsuzluk içinde. Sen öl bir gün benim yerime mutsuz. Sen ol benim ölümümü gören tek insan. Yürümeyi öğrenmeden düştüğüm için, erken karardı düşlerim. Çakılı kaldım buraya ama buralara ait değilim. Ben, sana da ait değilim sevdiğim. Sadece sevilmeyi tatmadan daha, sevebilmeyi öğrendim. Kendimden bir tane ben -eksiksiz- eksildim. Her şey yarım. Ben yarım. Ve bir tek kelime ile kendimi anlatabilirim. "Susuyorum."
Her şey tuhaf. Ben tuhaflık içindeyim. Ve bir tek kelime ile tuhaflığı anlayabilirsin. "Bitiyorum."
Her şey uzak. Ben ölüme yakınım her şeye inat. Ve tek bir kelime ile uzaklığı hissedebilirim. "Düşüyorum."
Yok oluş gibi,
Kararmadan soluş gibi,
Hissiz bir duyuş gibi
Hâlâ seni seviyorum...
Affet. Başlangıcı soluyorum.
Başlangıcı, " *_son'uyorum_* ..."
Selestia

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ÇEMBERİNDE GÜL OYA

Biricik anneannem Sadiye ÖZBEY'in anısına... Bu yaşa kadar hiç kimseyi kaybetmeden gelmiş olmam, belki şükür sebebiydi belki de şımarıklığa yol açmıştı bilemiyorum. - ara sıra insanlarla aramda geçen küslükleri saymazsak.- Ölüm hakkında düşünmek ve ölüm fikrine kendini hazırlamak ile ölümü yaşamanın arasında dağlar kadar fark varmış. Bir insanı hayatından çıkarmakla bir insanın hayattan silinip gitmesi arasında uçurumlar varmış. Otuzuma beş kala verdiğim ilk kayıpla, kaybetmeyi öğrendim. Her şeyi kontrolüm altında tutmaya çalışırım normalde, genlerimden gelen bir 'aşırı kontrol' durumuyla yaşıyorken, bazı şeyleri asla kontrol edemeyeceğimizi ve ne yaparsak yapalım bazı şeylerin asla değiştirilemeyeceğini fark ettim.  4 saatlik 4 senelik ya da 94 senelik bir yaşam arasında hiçbir fark olmadığını gördüm. Oysa 94 seneyi toprağın altına sığdırmak daha zor olmalıydı, o çukur daha derin kazılmalıydı meselâ ve anneannemin bedeni daha heybetli olmalıydı... *** İnanmak ile ina...

Tahammüle Ünlem

Yorgunluk... Felsefenin etrafına yaydığı sisten Keskin ve kesin çizgili tüm belirsizlikten Olması gerekeni sağ yanına alıp Sağ gözünü sol eline koyan görmezlikten... Anlamsız oynayan ekranların Işıklı vitrinlerin gerekli görüldüğü, Gerçek ışığın aşk olduğu gerçeğinin Çerçeveletilip duvara asıldığı Duvarların çivi delikleriyle dolu olması bir yana Her şeyin sadece lafta aşıldığı İnsan iğrençliğinden. Yorgunluk... Aşka dair, ümitlerin yitişinden sağa dönüldüğünde korkuların ana girişinden Seçimler, alternatifler ve çoktan seçmeli soruların Şık adı altındaki rüküşlüğünden... Bir ölünün arkasından kalan ölüm kokusunun zehrinden Bir türlü masanın üzerinden kaldırılmayan Demode ve ölü yadigârı babaanne gümüşlüğünden... Yorgunluk... Gelmişinden geçmişinden, düzünden tersliğinden! *** Hayattan zevk almayan bir insan, ne yapıyorsa yaşamak için yapıyordur. Sevdiyse, uğraştıysa,  benimsediyse, yazıp çizdiyse "ben hayatı tek başımayken yaşamaya değer bulmuyorum, ...

KÜLLERİ YAKAN DİYALOGLAR

Selin: Ben, Şiirlere ve yazılara isim bulmakta usta olan ben, Hissettiğim şeye bir ad bulamamakla birlikte, hissediyorum. Hislerim hala yaşıyormuş. Hadi kutlayalım bunu, bu gece ölmeyen hislere içiyorum. Ve aynı şarkıyı, aynı kişi için defalarca kez üst üste dinliyorum. Umut: Aynı şeyi aynı kişi için her gece hissetmekten farkı ne ki? Aynı insana yazmıyor muyuz ömrümüz boyu tüm şiirleri? Selin: Hissettiğin an, içinde yaşıyorsun bir şeyleri. Kaldı ki bence öylesi daha iyi, bazı şeyler bilinmemeli. Umut: Tavandaki karolari saymaktan gözlerim bozuldu. Biraz da sesim kısık şarkı söylemekten bağıra bağıra. Görüyorum... Selin: Göremiyorum. Ne alfabedeki harfleri, ne yazdığım şiiri... Ne hislerimi ne bir gün sonrasını… Boğuluyorum. Umut:  Bak, şimdi karanlık ama yine doğacak güneş. Biz dursak da dönüyor dünya, biliyorum. Yıka yüzünü okyanuslarla, dağlara tutun, taşları sevmiyorum. Kalk hadi. Selin: Okyanus güneşin yakıcı sıcağına da...