Ana içeriğe atla

Şiir İki Kişiliktir

Seslerin rengi vardır
Ve sesin sarıdır kulaklarımda...
Öylesi dinlendirici, her dinlediğimde.
Ben öyle öğrendim, seni sevdiğimde
Sevginin vazgeçmekle bir olduğunu
İnsanın en çok da sevdiği manzarada hapsolduğunu...

Bakışların sesi vardir
Düşlerdir en suskun haykırışlarda
İki ufak noktada bir dünya...
Baktıkça alevlenen bir turuncu şafakta.
Gözyaşlarım sevgine bir yağmur dünyamda
Seller basar içimi
yüzüne umutsuzluklar dolduğunda...

Ve ben bir şiir değildim
Ve bir artı bir, anca bir şiir ederdi sevdiğim.
Sıradaki gözyaşları, benden sana gelsin.
Sana fora bu gri-kırmızı yelkenim.
Yelkovanım sen,
Seni dokuz geçiyor akrebim...

Zamansız geldik belki bu dünyaya
Fi tarihinden kalmış bir hasret cebimdeki
Ve Hiç bir şarap bu kadar güzel yıllanmadı
Aşkın kadar kalbimde.
Göçler başlardi her gülüşünde
Karanlıklardan aydinlik geleceğe..
Ve ben daha sıkı sarılırım hayaline
Soğuk gecelerin sobası oldu hep ellerimi uzattığım
Gri zamanlarda ki sıcaklığın..
Uzun bekleyislerin ödülleri oldu saçında buklelerin..
Dinleyeni  kalmamış şarkılar gibisin..
Kiymetini bilen çok kalmamış belki..
Seni sarıyorum her yanıma baştan dinledikçe
Ezberim oluyorsun her gece...

Yağmurda kalmaktan daha kötüdür
Gözlerindeki bulutlardan yağmurlar akıtmak
Seni sevmek bir ömürdür
Ve olmasan da bir gün yanımda
Hatıran bir ömre bedel...
Faili belli olmadan atılan bir kördüğümdür
Aşkın sevdiğim,
Tam bir gençliğe eş değer...

Selin'S & M.∆.P

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KÜLLERİ YAKAN DİYALOGLAR

Selin: Ben, Şiirlere ve yazılara isim bulmakta usta olan ben, Hissettiğim şeye bir ad bulamamakla birlikte, hissediyorum. Hislerim hala yaşıyormuş. Hadi kutlayalım bunu, bu gece ölmeyen hislere içiyorum. Ve aynı şarkıyı, aynı kişi için defalarca kez üst üste dinliyorum. Umut: Aynı şeyi aynı kişi için her gece hissetmekten farkı ne ki? Aynı insana yazmıyor muyuz ömrümüz boyu tüm şiirleri? Selin: Hissettiğin an, içinde yaşıyorsun bir şeyleri. Kaldı ki bence öylesi daha iyi, bazı şeyler bilinmemeli. Umut: Tavandaki karolari saymaktan gözlerim bozuldu. Biraz da sesim kısık şarkı söylemekten bağıra bağıra. Görüyorum... Selin: Göremiyorum. Ne alfabedeki harfleri, ne yazdığım şiiri... Ne hislerimi ne bir gün sonrasını… Boğuluyorum. Umut:  Bak, şimdi karanlık ama yine doğacak güneş. Biz dursak da dönüyor dünya, biliyorum. Yıka yüzünü okyanuslarla, dağlara tutun, taşları sevmiyorum. Kalk hadi. Selin: Okyanus güneşin yakıcı sıcağına da...

Kırk Birinci Gün

Kırk gün yas tutar insan... Kalbe kırk tane iğne batar, derler, her ölümün ardından. Her bir gün, bir iğneyi çıkartır. Sonrasında kalp atmaya devam eder delik deşik, kalptir sağ ve sakat kalan. Ölümler daha cazip gelir, kaybettiğin o an. Ayrılıklarda? Hislerimin ölümünden sonra, yasını tutsunlar diye sol koluma kırk çizik bıraktım. Kırkıncı günün sonunda kırptım saçlarımı. Kangren olan kolu kesip attım. Artık ben de birini toprağa vermişçesine, delik deşik; sakat ve yarımdım. Saçlarda kırmızı makuldür, kanda kırmızı farz, ayda kırmızı şart; günahta caiz. Gökkuşağında mekruh. Yakamozda memnun... Kırmızı. Yüzüm kadar solgun. Saçlarımın kırmızı makullüğünde omzuma üşüşen ilham perilerini davet etmek için, karton kutunun üzerinden kıpkırmızı saçlarıyla bana bakan o kadınla karşılaştım. Eski bir dost yüzüydü benim için. Gülümsedim, ''İdolümsün abla'', dedim. Yerine bıraktım. Kırmızının sevap olması kadar tezattım. Kendileri seçtikleri yöneticilerden nefret eden insanla...

ÇEMBERİNDE GÜL OYA

Biricik anneannem Sadiye ÖZBEY'in anısına... Bu yaşa kadar hiç kimseyi kaybetmeden gelmiş olmam, belki şükür sebebiydi belki de şımarıklığa yol açmıştı bilemiyorum. - ara sıra insanlarla aramda geçen küslükleri saymazsak.- Ölüm hakkında düşünmek ve ölüm fikrine kendini hazırlamak ile ölümü yaşamanın arasında dağlar kadar fark varmış. Bir insanı hayatından çıkarmakla bir insanın hayattan silinip gitmesi arasında uçurumlar varmış. Otuzuma beş kala verdiğim ilk kayıpla, kaybetmeyi öğrendim. Her şeyi kontrolüm altında tutmaya çalışırım normalde, genlerimden gelen bir 'aşırı kontrol' durumuyla yaşıyorken, bazı şeyleri asla kontrol edemeyeceğimizi ve ne yaparsak yapalım bazı şeylerin asla değiştirilemeyeceğini fark ettim.  4 saatlik 4 senelik ya da 94 senelik bir yaşam arasında hiçbir fark olmadığını gördüm. Oysa 94 seneyi toprağın altına sığdırmak daha zor olmalıydı, o çukur daha derin kazılmalıydı meselâ ve anneannemin bedeni daha heybetli olmalıydı... *** İnanmak ile ina...