Bir defasında babam, annemle kavga ederken, -sanırım duvara- tekme attı ve ayağı kırıldı. Ve o şekilde ben ilkokul ikinci sınıftayken, karne günüme geldi. Arkadaşlarım tuhaf tuhaf baktılar, babamın yüz ifadesi hala aklımda. Bozuk. Dünyanın en mutlu çocuğuydum o anda umursamadım.Mutlu ya da mutsuz olduğumda, annemle değil babamla paylaştım. Mutsuz ya da pişman olduğumda. Bir kız çocuğu annesine ihtiyaç duymaz mı hiç? Babam vardı, duymadım.
Yorgunluk... Felsefenin etrafına yaydığı sisten Keskin ve kesin çizgili tüm belirsizlikten Olması gerekeni sağ yanına alıp Sağ gözünü sol eline koyan görmezlikten... Anlamsız oynayan ekranların Işıklı vitrinlerin gerekli görüldüğü, Gerçek ışığın aşk olduğu gerçeğinin Çerçeveletilip duvara asıldığı Duvarların çivi delikleriyle dolu olması bir yana Her şeyin sadece lafta aşıldığı İnsan iğrençliğinden. Yorgunluk... Aşka dair, ümitlerin yitişinden sağa dönüldüğünde korkuların ana girişinden Seçimler, alternatifler ve çoktan seçmeli soruların Şık adı altındaki rüküşlüğünden... Bir ölünün arkasından kalan ölüm kokusunun zehrinden Bir türlü masanın üzerinden kaldırılmayan Demode ve ölü yadigârı babaanne gümüşlüğünden... Yorgunluk... Gelmişinden geçmişinden, düzünden tersliğinden! *** Hayattan zevk almayan bir insan, ne yapıyorsa yaşamak için yapıyordur. Sevdiyse, uğraştıysa, benimsediyse, yazıp çizdiyse "ben hayatı tek başımayken yaşamaya değer bulmuyorum, ...
Yorumlar
Yorum Gönder