Ana içeriğe atla

KARGAŞA İÇİNDE KARGA OLABİLMEK

Tüm korkularımı kargalara yükledim,
Ve bütün karanlığını gecenin
Kargalara...
Sonra dönüp baktım içimdeki kavgalara.
Korkularım kargalarla yarışırken karalar bağlayan kavgalar
Uçup gittiler karanlıkların içinden
Karıştılar yıldızlara...
Kargacık burgacık yazılar yazdım suya
Söz uçtu, yazı kaldı, sular çekildi
Ve meyve versin diye dualar ettik çatlamış topraklara...
Karga uçtu, tüyü kaldı, bir hüzün gibi siyah
Ben ölmeseydim ve öldürmeseydim
Geceleri çalacaktım gökyüzünden daha.
-Daha neler!-
Yalanlar söylüyordu bir kara karga...
Her insan biraz hırsız ve biraz ahlâksızdı özünde,
Ne çıkardı biraz da katil olsa..?

En büyük korkumdu karga,
Ne kadar da asil duruyordu, bilgindi üstelik bir o kadar da
Ölüsünü gömmeyi öğretti insana,
Dirisini sevmeyi,
Gururlu olmayı bazen, gidebilmeyi...
Biz ise diş bilemiştik, bilgiye ve aşka
Biz ki bilememiştik yaşamın anlamını
Ölüm, ağlayarak izlediğimiz bir filmmiş oysa
Ne çıkardı her karga biraz insan
Her kavga biraz barış
Ve her insan birazcık katil olsa...?

Karamsarlık ülkesinin geliştirilmiş maskodu,
İnsana insanlığını öğretmekti maksadı
Bir kaç siyah tüy, ışığın alazlandırdığı
Rüzgârın palazlandırdığı...
Tanrı'nın elleri ile siyaha boyadığı.
Karga tulumba taşıyıp gideriz günahlarımızı
Ve peşimiz sıra sürükleriz bir gün, ahlarımızı...
Ölüm ki en büyük icattır,
Kan bataklıklı yolunu koşar adım geçtiğimiz
İnsanlığın yokuşlu cezası.
Ve insan en büyük düşmanıdır kendinin,
Her adımda öldürdürür hisleri ve zamanı
Her insan biraz karga olsa ne çıkardı?..

Ah, karga!
Yalanlar söylemek için açtığında gaganı
Ne var ne yoksa düşürdün işte
Mutluluğu, şansı, aşkı...
Bin parçaya bölündüler de
İnsanlığa bin birincisi kaldı.
Sahi, La Fontaine'in seninle ne alıp veremediği vardı?
Öyle ya, insan kendisinden üstün olanı hep karalardı.
Yaşam diyorum,
Her gün biraz daha, karalar bağladı...
Şans mı?
Ne zaman radyoda duysam o sevdiğim şarkıyı,
Sadece son melodileri kalırdı bana.
Bir kargaşa içinde şans, teselli mükafatıydı...

Ah, Tanrı!
Ellerin ne çamurlu!
Bu kadar çok insan yaratmasaydın/ sırf yaratmış olmak için
Bu kadar uykusuz kalmazdı çocukluğum.
Bu kadar çok insan aşık olmasaydı/ sadece yazmak için
Belki aşkı daha kolay bulurdum.
Tanrı'm, uygun yaratmadın diye sen mi suçlusun,
Uykularım kayıp diye mi ben uyumsuzum?
Akıt ellerinin çamurunu göz yaşımda
Kargalar diyorum,
Aklansınlar artık, siyahtan korkmuyorum.
Tanrı'm müsait bir vaktinde,
Beni buradan alır mısın?
Çok sıkılıyorum...

Çok bilinmeye heves edilmiş denklemler
Eşitsizlikler son bulur ölünce sonucunu verdiler
Eşitsizliğin bir ucu biraz duman,
Diğer ucu biraz kara 21 gram
Sonra bir sigara için için yanan...
Belki sonra bir karga, karma bir denklemi karalarda
Bu gece konfetiler yağarsa kara inat bir beyazlıkla
Ve yenilmişlikleri yemiş yapıp bir rakı sofrasında
Bir yolculuğa çıkarsak hatta geçmişten ziyade,
Ziyadesiyle kara,
Baş ucumda beklesin bir kara karga.

Bir o anlar, beni anlarda
Ne çıkar niyetlerim böylesi kararmışsa?
Ne çıkar ki dizelerim bu kadar karamsarsa?

Selin'S

Görsel, http://www.whats-your-sign.com/images/xSymbolicMeaningOfRaven.jpg.pagespeed.ic.BNhC4oaQGx.jpg adresinden alınmıştır.*

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KÜLLERİ YAKAN DİYALOGLAR

Selin: Ben, Şiirlere ve yazılara isim bulmakta usta olan ben, Hissettiğim şeye bir ad bulamamakla birlikte, hissediyorum. Hislerim hala yaşıyormuş. Hadi kutlayalım bunu, bu gece ölmeyen hislere içiyorum. Ve aynı şarkıyı, aynı kişi için defalarca kez üst üste dinliyorum. Umut: Aynı şeyi aynı kişi için her gece hissetmekten farkı ne ki? Aynı insana yazmıyor muyuz ömrümüz boyu tüm şiirleri? Selin: Hissettiğin an, içinde yaşıyorsun bir şeyleri. Kaldı ki bence öylesi daha iyi, bazı şeyler bilinmemeli. Umut: Tavandaki karolari saymaktan gözlerim bozuldu. Biraz da sesim kısık şarkı söylemekten bağıra bağıra. Görüyorum... Selin: Göremiyorum. Ne alfabedeki harfleri, ne yazdığım şiiri... Ne hislerimi ne bir gün sonrasını… Boğuluyorum. Umut:  Bak, şimdi karanlık ama yine doğacak güneş. Biz dursak da dönüyor dünya, biliyorum. Yıka yüzünü okyanuslarla, dağlara tutun, taşları sevmiyorum. Kalk hadi. Selin: Okyanus güneşin yakıcı sıcağına da...

Kırk Birinci Gün

Kırk gün yas tutar insan... Kalbe kırk tane iğne batar, derler, her ölümün ardından. Her bir gün, bir iğneyi çıkartır. Sonrasında kalp atmaya devam eder delik deşik, kalptir sağ ve sakat kalan. Ölümler daha cazip gelir, kaybettiğin o an. Ayrılıklarda? Hislerimin ölümünden sonra, yasını tutsunlar diye sol koluma kırk çizik bıraktım. Kırkıncı günün sonunda kırptım saçlarımı. Kangren olan kolu kesip attım. Artık ben de birini toprağa vermişçesine, delik deşik; sakat ve yarımdım. Saçlarda kırmızı makuldür, kanda kırmızı farz, ayda kırmızı şart; günahta caiz. Gökkuşağında mekruh. Yakamozda memnun... Kırmızı. Yüzüm kadar solgun. Saçlarımın kırmızı makullüğünde omzuma üşüşen ilham perilerini davet etmek için, karton kutunun üzerinden kıpkırmızı saçlarıyla bana bakan o kadınla karşılaştım. Eski bir dost yüzüydü benim için. Gülümsedim, ''İdolümsün abla'', dedim. Yerine bıraktım. Kırmızının sevap olması kadar tezattım. Kendileri seçtikleri yöneticilerden nefret eden insanla...

ÇEMBERİNDE GÜL OYA

Biricik anneannem Sadiye ÖZBEY'in anısına... Bu yaşa kadar hiç kimseyi kaybetmeden gelmiş olmam, belki şükür sebebiydi belki de şımarıklığa yol açmıştı bilemiyorum. - ara sıra insanlarla aramda geçen küslükleri saymazsak.- Ölüm hakkında düşünmek ve ölüm fikrine kendini hazırlamak ile ölümü yaşamanın arasında dağlar kadar fark varmış. Bir insanı hayatından çıkarmakla bir insanın hayattan silinip gitmesi arasında uçurumlar varmış. Otuzuma beş kala verdiğim ilk kayıpla, kaybetmeyi öğrendim. Her şeyi kontrolüm altında tutmaya çalışırım normalde, genlerimden gelen bir 'aşırı kontrol' durumuyla yaşıyorken, bazı şeyleri asla kontrol edemeyeceğimizi ve ne yaparsak yapalım bazı şeylerin asla değiştirilemeyeceğini fark ettim.  4 saatlik 4 senelik ya da 94 senelik bir yaşam arasında hiçbir fark olmadığını gördüm. Oysa 94 seneyi toprağın altına sığdırmak daha zor olmalıydı, o çukur daha derin kazılmalıydı meselâ ve anneannemin bedeni daha heybetli olmalıydı... *** İnanmak ile ina...