Ana içeriğe atla

Eh, Buz!

''Çünkü bütün mesele buz'', diyen bir aşık vardı; buzdu çünkü... O, Ankara'nın ayazında kışın gözyaşı dökmüştü. O, suyun yüzde nasıl donduğunu ve buzun tende nasıl durduğunu görmüştü. Yakışıyordu buz, buğday tene.

Aslında tüm mesele buz değildi de, mesele çözebilmekteydi buzu. Buz dağını yazsa insan, donarak ölür müydü? Ankara'da aşık olsa bir kadın 'karanfil'de hiç bir koku almadan mı yürürdü yine? Nefretimin, buz dağında sadece görünen kısım olduğunu o biliyor muydu? Buz dağının görünmeyen kısmı alabildiğine aşktı, görünmüyordu, gösteremezdim kavgamı, belli etmezdim sevdamı. Ve her zaman öfkem terazide ağır basardı. Ona tavsiyem, nefretimi seçmesiydi çünkü benim aşkım olabildiğince can yakardı. O, bunu bilmeden sevmem için yalvardı. Kıyamadım.

Kıyamadım, kıyamazdım. Çünkü bütün mesele buz. Sevdikçe donar, alıştıkça çözünür, aniden çarpınca batar ruhumuz... Adem'e baş kaldıran Havva kadar kulluğumuz. Kendi cennetimizden kovulmuşuz. Bir cennet varsa da biz yokuz. Çünkü cehennem çok sıcak ve çünkü bütün mesele 'bu'z. Öğreniyoruz. İntikam hissinin yöneticiliğinde yaşıyor ve hak ettiğini düşündüğümüz ne varsa cezalandırıyoruz. Bir ceza olarak gönderildiğimiz dünyanın intikamını başka nasıl alabilirdik?..

Öğreniyoruz çünkü her şeyin özü 'buz'. Eriyor elimizde kalan ne varsa... ''Sevgi''nin bir çöle gömüldüğünü, kavramların kaybolduğunu; ''adalet'' sözcüğünün sadece sözlüklerde ve gözlüklü amcaların çaydan şişmiş dillerinde savunulduğu zaman kavrıyoruz: ölümde bile adalet yok. Şaşaalı mezar taşlarının yanındaki o taşsız mezarlardan haykıran, adaletsiz yaşadığı gibi adaletsiz ölümün pençesinde kıvranıp duran o ruhları duyuyoruz. Müzik sandığımız her şey ruh. Eski sandıklarda sakladığımızı sandığımız her şey demode. Her şey ayrı mı yazılıyordu? Neyse, kimin umurunda...

Dinleyelim. Yani demem o ki, her şeyin özü buz. Ve buz daha çabuk kaynar ılık sulara göre.  Çünkü grilerim yoktur benim, ya nefret ederim ya severim... Veya donarım -ve erimeden- kaynayabilirim. Kanatsız uçamam belki ama iyi bir aşık olursan ve sadık kalırsan, şirinler misali, rüyana girebilirim.

Bla. Bla. Bla....


Her şeyin özü buz.


Selin^S



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ÇEMBERİNDE GÜL OYA

Biricik anneannem Sadiye ÖZBEY'in anısına... Bu yaşa kadar hiç kimseyi kaybetmeden gelmiş olmam, belki şükür sebebiydi belki de şımarıklığa yol açmıştı bilemiyorum. - ara sıra insanlarla aramda geçen küslükleri saymazsak.- Ölüm hakkında düşünmek ve ölüm fikrine kendini hazırlamak ile ölümü yaşamanın arasında dağlar kadar fark varmış. Bir insanı hayatından çıkarmakla bir insanın hayattan silinip gitmesi arasında uçurumlar varmış. Otuzuma beş kala verdiğim ilk kayıpla, kaybetmeyi öğrendim. Her şeyi kontrolüm altında tutmaya çalışırım normalde, genlerimden gelen bir 'aşırı kontrol' durumuyla yaşıyorken, bazı şeyleri asla kontrol edemeyeceğimizi ve ne yaparsak yapalım bazı şeylerin asla değiştirilemeyeceğini fark ettim.  4 saatlik 4 senelik ya da 94 senelik bir yaşam arasında hiçbir fark olmadığını gördüm. Oysa 94 seneyi toprağın altına sığdırmak daha zor olmalıydı, o çukur daha derin kazılmalıydı meselâ ve anneannemin bedeni daha heybetli olmalıydı... *** İnanmak ile ina...

Tahammüle Ünlem

Yorgunluk... Felsefenin etrafına yaydığı sisten Keskin ve kesin çizgili tüm belirsizlikten Olması gerekeni sağ yanına alıp Sağ gözünü sol eline koyan görmezlikten... Anlamsız oynayan ekranların Işıklı vitrinlerin gerekli görüldüğü, Gerçek ışığın aşk olduğu gerçeğinin Çerçeveletilip duvara asıldığı Duvarların çivi delikleriyle dolu olması bir yana Her şeyin sadece lafta aşıldığı İnsan iğrençliğinden. Yorgunluk... Aşka dair, ümitlerin yitişinden sağa dönüldüğünde korkuların ana girişinden Seçimler, alternatifler ve çoktan seçmeli soruların Şık adı altındaki rüküşlüğünden... Bir ölünün arkasından kalan ölüm kokusunun zehrinden Bir türlü masanın üzerinden kaldırılmayan Demode ve ölü yadigârı babaanne gümüşlüğünden... Yorgunluk... Gelmişinden geçmişinden, düzünden tersliğinden! *** Hayattan zevk almayan bir insan, ne yapıyorsa yaşamak için yapıyordur. Sevdiyse, uğraştıysa,  benimsediyse, yazıp çizdiyse "ben hayatı tek başımayken yaşamaya değer bulmuyorum, ...

KÜLLERİ YAKAN DİYALOGLAR

Selin: Ben, Şiirlere ve yazılara isim bulmakta usta olan ben, Hissettiğim şeye bir ad bulamamakla birlikte, hissediyorum. Hislerim hala yaşıyormuş. Hadi kutlayalım bunu, bu gece ölmeyen hislere içiyorum. Ve aynı şarkıyı, aynı kişi için defalarca kez üst üste dinliyorum. Umut: Aynı şeyi aynı kişi için her gece hissetmekten farkı ne ki? Aynı insana yazmıyor muyuz ömrümüz boyu tüm şiirleri? Selin: Hissettiğin an, içinde yaşıyorsun bir şeyleri. Kaldı ki bence öylesi daha iyi, bazı şeyler bilinmemeli. Umut: Tavandaki karolari saymaktan gözlerim bozuldu. Biraz da sesim kısık şarkı söylemekten bağıra bağıra. Görüyorum... Selin: Göremiyorum. Ne alfabedeki harfleri, ne yazdığım şiiri... Ne hislerimi ne bir gün sonrasını… Boğuluyorum. Umut:  Bak, şimdi karanlık ama yine doğacak güneş. Biz dursak da dönüyor dünya, biliyorum. Yıka yüzünü okyanuslarla, dağlara tutun, taşları sevmiyorum. Kalk hadi. Selin: Okyanus güneşin yakıcı sıcağına da...