Ana içeriğe atla

D3- Eylüle İman

Sen kahramanıydın beton yığınları arasında,
Soluksuz, umutsuz ve dirençsiz insanlığın...
Ölüm vakitleri yaşanıyordu şiirlerinde
Tekrarları seven, sorunlu ozanların.
Ama sen "uzaklar"sın.
Yakın olmak istediğim kadar...
Yüreğimin güzel güzel kanayan narin zaafısın,
Başrol oyuncususun sen dolunayın...

Şimdi ay, kör bir kuyudur, beni çekimine alan
Kör, muzdarip değildir aya bakamamaktan
Kuyu, pişman değildir, içinde su kalmadıysa
Ay, kör bir kuyudur, kovalar dolusu boş aşk ile kollarımızı yoran
Aşk ise bir kör huyu kara büyüdür, suyu elinin altında duran...

Düşlerle döşesem kaldırımları, güzelleşir mi şehir?
Dize, aklımıza dizili, ipe sapa dizilmeyen hisler bütünü olup kağıtlara dizildiğinde mi dizedir?
Sıkıldım ve sıkıldığım kadar canımı boğuyor şehir
Bana şimdi kitaplar, gidişler, doğaçlama bir doğa gerekir. (Şimdi)
Huzurla dolsam, bir ayla doğsam, izleri silinmeyecek zamanlar doğursam...
Ne zaman akşamların kalbine zamansız hüzünlerimi salsam
Kendimi kandırışlarım gökyüzünde nüksedip, yıldızlarda eksilir...
Benim tarafımdan sana rüzgârlar bestelenir.
(Duysana, şimdi.)
Şarkılarda sen, ay kahramanı; seslendiren ben, zamanaltı gizemler...
Kesilen saçların yanık kokusu sarar bir çeyrek şehrin insanlığını,
Bir çeyrek şehrin insanlığı önünde eğilir.

Ayın üstünde gezen kadınlar, limon kokulu kadınlar,
Baharat kokulu adamların gönül güçlükleridir.
Ay, onların yanışıyla parlar diye bilinir.
(Benim ütopyamda, şimdi.)


Sen de eylüle anlamlar yüklersin, anlamların yok olduğu anda tam bir aya küsersin...
Yük gemilerimiz yıpranır yüklenmiş anlamları yanlış sulara taşımaktan,
Fark ettiğimizde o kadar geç olur ki, tüm bir sevgiye sarsan bile tamir edemezsin...
Bazen, diyorum
Ben bir şiir miyim onun aklında tek dizesi kalan?
Ben bir şiir olsam, tamamını ezberler miydin ya da
Yazarı kalır mıydı aklında.?
Bazen, susuyorum
Sen bir şarkı olabilirsin, sonunu hatırlayamadığım için
Aklımda tekrarlara kalan...
Susuyorum, seni duyabilmek tek ümidim.
Ben de bir eylüle, bir dolunaya, bir de sana anlamsız anlamlar yükledim.
Yandı bütün yük gemilerim.

Ay ışığı bir ışıktan çok, bir ses şimdi.
Ay ışığı tek ses, tek ses teli olan bir gece kadının gırtlağından çıkan
Dolunay tek gürültü, aklımda çınlayıp duran
Ve ben bir şansız, biraz fazla şanssız ozansam
(Şimdi, en feminen hâliyle ozanlığın)
25 sene aşkta zorunlu görev yaptıktan sonra emekliye ayrılan
Ya bir daha aynı işi yapamazsam,
Ya unutulursan şu tükenesice kalemler tarafından?
Olmayan bir dilde, olmayan ellerimden biriyle tutup kalemi
Yine yazabilir miyim aynı ay ışığının altında seni?
Ay ışığı bir ışıktan çok, bir ses şimdi...
Sen vazgeç ay kahramanı doğmaktan,
Tüm harfler senindir henüz literatürde kabul görmemiş olan.
Sen gibi.
Den den gibi.


Ruj süren kadınlar,
Emin ol gizlemek istiyordur gülümsemelerinin altında kalan bazı şeyleri.
(Bağzı yazsam silmezdim şimdi)
Ruhum diye hitap eden adamlar,
Bir ruh taşımıyordu, ben şahidim.
Sigaramı söndürdüm daha yeni
Kaderimi döndürdüm diye övünmek vardı şimdi...
Dolunay sadakatimden mest oldu bir eylülde,
Dolunay ısıttı tüm bir yer küreyi
Tüm rujlarım eridi,
Gülüşlerim de göz yaşlarım kadar şeffaf şimdi...
-Gelme, şimdi...-

Selin'S




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KÜLLERİ YAKAN DİYALOGLAR

Selin: Ben, Şiirlere ve yazılara isim bulmakta usta olan ben, Hissettiğim şeye bir ad bulamamakla birlikte, hissediyorum. Hislerim hala yaşıyormuş. Hadi kutlayalım bunu, bu gece ölmeyen hislere içiyorum. Ve aynı şarkıyı, aynı kişi için defalarca kez üst üste dinliyorum. Umut: Aynı şeyi aynı kişi için her gece hissetmekten farkı ne ki? Aynı insana yazmıyor muyuz ömrümüz boyu tüm şiirleri? Selin: Hissettiğin an, içinde yaşıyorsun bir şeyleri. Kaldı ki bence öylesi daha iyi, bazı şeyler bilinmemeli. Umut: Tavandaki karolari saymaktan gözlerim bozuldu. Biraz da sesim kısık şarkı söylemekten bağıra bağıra. Görüyorum... Selin: Göremiyorum. Ne alfabedeki harfleri, ne yazdığım şiiri... Ne hislerimi ne bir gün sonrasını… Boğuluyorum. Umut:  Bak, şimdi karanlık ama yine doğacak güneş. Biz dursak da dönüyor dünya, biliyorum. Yıka yüzünü okyanuslarla, dağlara tutun, taşları sevmiyorum. Kalk hadi. Selin: Okyanus güneşin yakıcı sıcağına da...

Kırk Birinci Gün

Kırk gün yas tutar insan... Kalbe kırk tane iğne batar, derler, her ölümün ardından. Her bir gün, bir iğneyi çıkartır. Sonrasında kalp atmaya devam eder delik deşik, kalptir sağ ve sakat kalan. Ölümler daha cazip gelir, kaybettiğin o an. Ayrılıklarda? Hislerimin ölümünden sonra, yasını tutsunlar diye sol koluma kırk çizik bıraktım. Kırkıncı günün sonunda kırptım saçlarımı. Kangren olan kolu kesip attım. Artık ben de birini toprağa vermişçesine, delik deşik; sakat ve yarımdım. Saçlarda kırmızı makuldür, kanda kırmızı farz, ayda kırmızı şart; günahta caiz. Gökkuşağında mekruh. Yakamozda memnun... Kırmızı. Yüzüm kadar solgun. Saçlarımın kırmızı makullüğünde omzuma üşüşen ilham perilerini davet etmek için, karton kutunun üzerinden kıpkırmızı saçlarıyla bana bakan o kadınla karşılaştım. Eski bir dost yüzüydü benim için. Gülümsedim, ''İdolümsün abla'', dedim. Yerine bıraktım. Kırmızının sevap olması kadar tezattım. Kendileri seçtikleri yöneticilerden nefret eden insanla...

ÇEMBERİNDE GÜL OYA

Biricik anneannem Sadiye ÖZBEY'in anısına... Bu yaşa kadar hiç kimseyi kaybetmeden gelmiş olmam, belki şükür sebebiydi belki de şımarıklığa yol açmıştı bilemiyorum. - ara sıra insanlarla aramda geçen küslükleri saymazsak.- Ölüm hakkında düşünmek ve ölüm fikrine kendini hazırlamak ile ölümü yaşamanın arasında dağlar kadar fark varmış. Bir insanı hayatından çıkarmakla bir insanın hayattan silinip gitmesi arasında uçurumlar varmış. Otuzuma beş kala verdiğim ilk kayıpla, kaybetmeyi öğrendim. Her şeyi kontrolüm altında tutmaya çalışırım normalde, genlerimden gelen bir 'aşırı kontrol' durumuyla yaşıyorken, bazı şeyleri asla kontrol edemeyeceğimizi ve ne yaparsak yapalım bazı şeylerin asla değiştirilemeyeceğini fark ettim.  4 saatlik 4 senelik ya da 94 senelik bir yaşam arasında hiçbir fark olmadığını gördüm. Oysa 94 seneyi toprağın altına sığdırmak daha zor olmalıydı, o çukur daha derin kazılmalıydı meselâ ve anneannemin bedeni daha heybetli olmalıydı... *** İnanmak ile ina...