Ana içeriğe atla

İSTEMLİ MUTSUZLUK KASLARI

Ben çok güzel giderdim,
Ardımdan bakan gözleri hissede hissede.
Gidişime ayırdığın bir şarkının eşliğinde
Akıllara zarar bir yolun tüm engellerini
Bir göz damlasına sığdırıp öyle giderdim...
Sonra yanardı kelimelerim,
Gidişlerin soğukluğunda kelimeleri yakardım
Isınırken bakakalırdım ateşe,
Ben de çok güzel yanardım,
Lakin kimse göremezdi tek bir kıvılcım.
Yanardım içten içe...
Bu, aşktan korkmak değil, ben savaşçıyım.
Bu, seni sana bırakıp gitmek
Bu, beni benden atıp gitmek
Bu, giderken bile çok sevmek...
Bu,
Bu defa bu,
Anlatamam, en zoru...
Satırlar biriktiriyorum sana, yolların olsun
Bu sevdanın yok bir sonu.

***

Bütün insancıl kaygılardan uzakta, sen veya ben
Nokta konulmaz bazı cümlelerin sonuna,
değildir cümlenin eksikliğinden...
Anlamı sonsuz kılan bir şişenin içinden
Yazıyorum sana bu satırları, elveda.

Geçmişe sarılıp, anılar toplayan divit yüreklerle yazıldı her yazı.
Mazi dediler, kalpteki sızı, ah ne acıtır, anlatılmazmış acısı
Oysa bilmezlerdi gelecek paket yapıp gönderdi bize güzel notaları...
Bir kaç şarkı içinden yazıyorum sana, demeye varmıyor dilim.
Belki de bu halin maddede izahı vardı
Belki en taş kalpli insanın içinde mizahı...
En manzarasız pencereler denizlere bakardı
Bir okyanusun içinden yazıyorum, hangi yöne yüzeyim?...

Benim yıkımım olurdu şimdiyi sorgulamak
Senin bıkışın olurdu belki de sorgulanmak
Ama dünyaya gelirken verilen görevdi cevaplar bulmak...
Bir soru yığınının içinden yazıyorum şimdi
Yağmursuz havada cama vuran damlalar gibi,
Bir bakışta silinen bir ezber misali
Hayaller, uykuyla-uyanıklık arasında bir boşluktan gelirdi
Bir hayalin imkanından yazıyorum sana,
Bir hayalin imkansızlığında yanıyorum sana...
***

Güzel anekdotlar kalsın senle ilgili,
Çocukluğuma açıyorum bir gün gözlerimi
Aynı çocuğuz işin garibi!
Maviler de seni kıskanıyor
Güneş gibi, ay gibi...
Kendisine ait olmayan bir çift rengi
Gözlerinde görüyorum okyanusların...
Okyanuslar seni kıskanıyor,
Yok ediyorlar derinliği...
Hepsi sığ birer su oluveriyorlar
Sanki yürürsek geçebilirmişiz gibi...
Adımlar kulaç oluyor, yollarsa derya
Sanki bir önceki hayatta balık olan iki kalbi
Birleştiriyorlar aynı damlada
Sonra hayat oluyor o damla...
Bir fidana can,
Bir kediye hayat,
Bir okyanusa kaynak
Ve kayıp oluyor sonra...
Ardından her şey akıyor kalemlerden
Damla damla
Ardından sen, akan her şeye
Konulan nokta oluyorsun.
Yeniden başlayan mısralara
Susuz kalan balıklara
Yeniden bir umut gibi
Kalemlerinden dökülüyorsun
Yeryüzündeki tüm şairlerin...
Ardından sen,
Konusu oluyorsun bütün şiirlerin.
Düğümleri oluyorsun
Tüm yün yumaklarının...
Ninelerin ellerindeki gibi ya da
Kırışıklıklar oluyorsun
Ayın yaşlı suratında
Ayın parlaklığı, ne ki senin yanında…

***

Hayatımın geri kalanı gibi
Sanatımın sonraki satırları;
Küçük bir kalbin tamamı gibi
Evrenin tüm gerçek aşkları
Senindir artık...
Senindir, gözlerimden asla akmayacak olan
Pişmanlığın kupkuru yaşları...
Bilirim, sen de seversin tezatları.
***

Güzel anekdotlar kalsın senle ilgili,
Çocukluğuma açıyorum bir gün gözlerimi
Aynı çocuğuz işin garibi!
Biliyor musun?
Denizin iklimlerinde kaybolmuş bir pelikanı
İlk kez gördüğüm zaman, yaşım anca beş-altıydı
Aldı ağzına kocaman bir bütün mısırı,
Çiğnedi ve yuttu Allah'ın yarattığı...
Öylece baktı yüzüme
Bense bir şey demesini bekliyordum
Sadece baktı...
Ve ben, ondan sonra sindirebildim kocaman hayal kırıklıklarını
Büyük başarısızlıkları tüm tüm yuttum mesela
O pelikandan sonra çiğnemeden hazmettim koskoca bir hayatı...
Hayat demişken, hayat önümüze konulan sihirli ve zehirli bir lokmaydı...
Üstüne tatlı olarak ikram edilen şeyin adıysa Aşktı...

Zehirlendik, yaşadık ve öldük

Bu, son kaçışımızdı...
Bu, seni sana bırakıp gitmekti
Bu, beni benden atıp gitmekti...
Bu, giderken bile aşık kalmaktı...
Bu,
Bu defa bu,
Anlatamam, nefeslerim yolunu şaşırdı...
***


Biraz daha bekle...
Son bir şiir yazacağım sana
Ve bütün şiirlerin başlangıcı olacak.
Biraz daha dur,
Çünkü sana yazılan her hece
Aşka milat olacak
Ve benim tüm bir ömrüme mal olacak
Kararlarımla edindiğim mutsuzuklarım
Bir hayat dolusu aşksızlığa mal olacak
Olsun...
Bir yerler karanlıkken
Bir yerlerde yine güneş doğacak…
Doğsun,
Biliyorum,
Ancak sen uyandığın zaman sabah olacak…
***

Daha söylenecek ne çok şey var gel gör ki
Bir damla daha göz yaşım kalmadı yazacak...

Selin'S





Görsel http://www.b17.ru/foto/uploaded/4f2df944d4d71f118c40b1da7797b0a9.jpg adresinden alınmıştır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KÜLLERİ YAKAN DİYALOGLAR

Selin: Ben, Şiirlere ve yazılara isim bulmakta usta olan ben, Hissettiğim şeye bir ad bulamamakla birlikte, hissediyorum. Hislerim hala yaşıyormuş. Hadi kutlayalım bunu, bu gece ölmeyen hislere içiyorum. Ve aynı şarkıyı, aynı kişi için defalarca kez üst üste dinliyorum. Umut: Aynı şeyi aynı kişi için her gece hissetmekten farkı ne ki? Aynı insana yazmıyor muyuz ömrümüz boyu tüm şiirleri? Selin: Hissettiğin an, içinde yaşıyorsun bir şeyleri. Kaldı ki bence öylesi daha iyi, bazı şeyler bilinmemeli. Umut: Tavandaki karolari saymaktan gözlerim bozuldu. Biraz da sesim kısık şarkı söylemekten bağıra bağıra. Görüyorum... Selin: Göremiyorum. Ne alfabedeki harfleri, ne yazdığım şiiri... Ne hislerimi ne bir gün sonrasını… Boğuluyorum. Umut:  Bak, şimdi karanlık ama yine doğacak güneş. Biz dursak da dönüyor dünya, biliyorum. Yıka yüzünü okyanuslarla, dağlara tutun, taşları sevmiyorum. Kalk hadi. Selin: Okyanus güneşin yakıcı sıcağına da...

Kırk Birinci Gün

Kırk gün yas tutar insan... Kalbe kırk tane iğne batar, derler, her ölümün ardından. Her bir gün, bir iğneyi çıkartır. Sonrasında kalp atmaya devam eder delik deşik, kalptir sağ ve sakat kalan. Ölümler daha cazip gelir, kaybettiğin o an. Ayrılıklarda? Hislerimin ölümünden sonra, yasını tutsunlar diye sol koluma kırk çizik bıraktım. Kırkıncı günün sonunda kırptım saçlarımı. Kangren olan kolu kesip attım. Artık ben de birini toprağa vermişçesine, delik deşik; sakat ve yarımdım. Saçlarda kırmızı makuldür, kanda kırmızı farz, ayda kırmızı şart; günahta caiz. Gökkuşağında mekruh. Yakamozda memnun... Kırmızı. Yüzüm kadar solgun. Saçlarımın kırmızı makullüğünde omzuma üşüşen ilham perilerini davet etmek için, karton kutunun üzerinden kıpkırmızı saçlarıyla bana bakan o kadınla karşılaştım. Eski bir dost yüzüydü benim için. Gülümsedim, ''İdolümsün abla'', dedim. Yerine bıraktım. Kırmızının sevap olması kadar tezattım. Kendileri seçtikleri yöneticilerden nefret eden insanla...

ÇEMBERİNDE GÜL OYA

Biricik anneannem Sadiye ÖZBEY'in anısına... Bu yaşa kadar hiç kimseyi kaybetmeden gelmiş olmam, belki şükür sebebiydi belki de şımarıklığa yol açmıştı bilemiyorum. - ara sıra insanlarla aramda geçen küslükleri saymazsak.- Ölüm hakkında düşünmek ve ölüm fikrine kendini hazırlamak ile ölümü yaşamanın arasında dağlar kadar fark varmış. Bir insanı hayatından çıkarmakla bir insanın hayattan silinip gitmesi arasında uçurumlar varmış. Otuzuma beş kala verdiğim ilk kayıpla, kaybetmeyi öğrendim. Her şeyi kontrolüm altında tutmaya çalışırım normalde, genlerimden gelen bir 'aşırı kontrol' durumuyla yaşıyorken, bazı şeyleri asla kontrol edemeyeceğimizi ve ne yaparsak yapalım bazı şeylerin asla değiştirilemeyeceğini fark ettim.  4 saatlik 4 senelik ya da 94 senelik bir yaşam arasında hiçbir fark olmadığını gördüm. Oysa 94 seneyi toprağın altına sığdırmak daha zor olmalıydı, o çukur daha derin kazılmalıydı meselâ ve anneannemin bedeni daha heybetli olmalıydı... *** İnanmak ile ina...