Ana içeriğe atla
Dünyanın kendisine tek armağanı bir keder kamburuydu ve bununla mutluydu kadın.
''Hiç değilse, beni düşündü'', diye sevinerek sırtında taşıyordu bunu, başka nimet beklemiyordu.
Kadın, Dünyaya çok aşıktı ve işin tuhaf yanı, ölüm de onu deli gibi istiyordu...
Oysa, bir annenin sonsuz şefkati ve sabrıyla yaklaşıyordu dünyaya, üzerinde ne varsa yaşayan, seviyordu...
Soracak olsam ısrarla savunurdu bence, aşkın keskin bir obsesyon olduğunu,
İyiyken şahane, değme keyfine, mutluluk işte bir ucu;
Özlerken döndüren deliye, yakan kalbi, kılıçtan keskin diğer uçla birleşip düğüm oluyordu.
Kadın, eksik yönünü bulmak için aşık oldu ama bu dünya ona fazlaydı, ona çoktu, ona yoktu
O şarkılar söylüyordu şiirlerin saçlarını tararken
Ve kalemi mavi mavi ağlarken ona yine dilsiz şarkılar eşlik ediyordu.
Kadın, yaradılıştan önce yaradılışı biliyordu, umursamadan bir sigara yakıyor, sigarayla yanıyor, kül olup yeniden doğup yeniden yaratıyordu.
Kadın aşık olmuştu. Zamanın öylece kalakalması gereken yerde bekliyordu
Ah, zaman akıyordu...
Sırtındaki kamburdan yorulan ufak kadın, akıp giden zamana, özlemlere, iyiliklere, aşka ve şarkılara küfrediyordu.
Zaman-dur-geçme diyememenin kahrından ediyordu.
Erken içiyordu. Vakitsiz gidiyordu. Sebepsiz susuyordu.
Ölüm onu deli gibi istiyordu.
Gidip ölümü buldu.
Onun oldu...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ÇEMBERİNDE GÜL OYA

Biricik anneannem Sadiye ÖZBEY'in anısına... Bu yaşa kadar hiç kimseyi kaybetmeden gelmiş olmam, belki şükür sebebiydi belki de şımarıklığa yol açmıştı bilemiyorum. - ara sıra insanlarla aramda geçen küslükleri saymazsak.- Ölüm hakkında düşünmek ve ölüm fikrine kendini hazırlamak ile ölümü yaşamanın arasında dağlar kadar fark varmış. Bir insanı hayatından çıkarmakla bir insanın hayattan silinip gitmesi arasında uçurumlar varmış. Otuzuma beş kala verdiğim ilk kayıpla, kaybetmeyi öğrendim. Her şeyi kontrolüm altında tutmaya çalışırım normalde, genlerimden gelen bir 'aşırı kontrol' durumuyla yaşıyorken, bazı şeyleri asla kontrol edemeyeceğimizi ve ne yaparsak yapalım bazı şeylerin asla değiştirilemeyeceğini fark ettim.  4 saatlik 4 senelik ya da 94 senelik bir yaşam arasında hiçbir fark olmadığını gördüm. Oysa 94 seneyi toprağın altına sığdırmak daha zor olmalıydı, o çukur daha derin kazılmalıydı meselâ ve anneannemin bedeni daha heybetli olmalıydı... *** İnanmak ile ina...

Kırk Birinci Gün

Kırk gün yas tutar insan... Kalbe kırk tane iğne batar, derler, her ölümün ardından. Her bir gün, bir iğneyi çıkartır. Sonrasında kalp atmaya devam eder delik deşik, kalptir sağ ve sakat kalan. Ölümler daha cazip gelir, kaybettiğin o an. Ayrılıklarda? Hislerimin ölümünden sonra, yasını tutsunlar diye sol koluma kırk çizik bıraktım. Kırkıncı günün sonunda kırptım saçlarımı. Kangren olan kolu kesip attım. Artık ben de birini toprağa vermişçesine, delik deşik; sakat ve yarımdım. Saçlarda kırmızı makuldür, kanda kırmızı farz, ayda kırmızı şart; günahta caiz. Gökkuşağında mekruh. Yakamozda memnun... Kırmızı. Yüzüm kadar solgun. Saçlarımın kırmızı makullüğünde omzuma üşüşen ilham perilerini davet etmek için, karton kutunun üzerinden kıpkırmızı saçlarıyla bana bakan o kadınla karşılaştım. Eski bir dost yüzüydü benim için. Gülümsedim, ''İdolümsün abla'', dedim. Yerine bıraktım. Kırmızının sevap olması kadar tezattım. Kendileri seçtikleri yöneticilerden nefret eden insanla...

KÜLLERİ YAKAN DİYALOGLAR

Selin: Ben, Şiirlere ve yazılara isim bulmakta usta olan ben, Hissettiğim şeye bir ad bulamamakla birlikte, hissediyorum. Hislerim hala yaşıyormuş. Hadi kutlayalım bunu, bu gece ölmeyen hislere içiyorum. Ve aynı şarkıyı, aynı kişi için defalarca kez üst üste dinliyorum. Umut: Aynı şeyi aynı kişi için her gece hissetmekten farkı ne ki? Aynı insana yazmıyor muyuz ömrümüz boyu tüm şiirleri? Selin: Hissettiğin an, içinde yaşıyorsun bir şeyleri. Kaldı ki bence öylesi daha iyi, bazı şeyler bilinmemeli. Umut: Tavandaki karolari saymaktan gözlerim bozuldu. Biraz da sesim kısık şarkı söylemekten bağıra bağıra. Görüyorum... Selin: Göremiyorum. Ne alfabedeki harfleri, ne yazdığım şiiri... Ne hislerimi ne bir gün sonrasını… Boğuluyorum. Umut:  Bak, şimdi karanlık ama yine doğacak güneş. Biz dursak da dönüyor dünya, biliyorum. Yıka yüzünü okyanuslarla, dağlara tutun, taşları sevmiyorum. Kalk hadi. Selin: Okyanus güneşin yakıcı sıcağına da...