Ana içeriğe atla

Geçemeyen Zaman Kipi

Ben sana aşık olduğumda,
Üç saat erken aydınlanırdı gün...
Bense sana sessiz bir ''gün aydın''  gönderirim
Karanlığın içinden, içten içe...
Sen duymazsın bilirim,
İçimde kalır söyleyemediğim her harf ve her hece
Büyürler, git gide...

Ben sana aşık olduğumda
Geceleri uyku tutmaz, geceler haram olur sonra
Neyi sevip sevmediğini de bilmem oysa ama
Hani dolunayı herkes sever ya
Ben de oturup pencerenin yanına
Dolunayı beklerim...
Sırf senin için öyle bir ay doğar ki gecenin karnından,
Ben görmeyeli bu geceler ne çok kilo almış deyip
İç geçiririm...

Ben sana aşık olduğumda,
Her sokak, her köşe başı ''ho şgeldin'' der gibi,
Öyle bir iyimserim
Bakma yazılarımın hüzünlerine,
Ben görünürde tam bir neşe abidesiyim.
Aşk denen şu kavram, biraz da hüzün taşır içinde;
Tüm günümde, her işimde-gücümde her güç-işimde
Ben biraz sendeyim,
Bu yüzden biraz da kederliyim...

Ben sana aşık olduğumda,
Sandığımdaki gücenmiş anıları yitirdim
Vardır bazı insanlara güvenmişliğim
Şimdi bir kaç nota, bir sen ve biraz bana benzeyen
Buruk gülüşlü-neşe küpü bir kız var sevdiğim.
Güveler yemiş güveni.
Gel gör ki ben hala, delik-deşik/deli gibi güvenirim.

Ben sana aşık olduğumda
Bir dizenin içine gizledim kendimi
Ve izledim üçüncü bir kişi misali
Uzaktan uzağa benliğimi...
Koşulsuz şartsız güvenip, bir anda içselleştirdiğin sevgimi
Pandora'nın kutusuna gizleyip kaçtım.
Sahi ya, Pandora kimdi?
O seni görmüş olsa, benim kadar sever miydi?
Özünde her şey iyilik taşır az da olsa
İnsan önce bunu bilmeli.

Ben sana aşık olduğumda
Tavuskuşu zannederdim serçeleri
Ütopyalarımdan selamlar gönderirdim sana
Sabah gelmezdi...
Dönüp de bir kez olsun okumadığın o şiirleri
Rüyalardan yazıp, yokluğuna fısıldardım sonra...
Ne zaman biteceğini bilmediğim günleri sayardım ben
Ne, zaman bitti; ne de o gün geldi
Sayılarım tükendi sadece, her geçen gün
Yine de tükenmedi içimdeki
Zırhlar kuşanmış o güçlü sevgi...

Ben sana aşık olduğumda
Ne kadar da güzel adamdın vesselam.
Sonra...
Düşünürdüm, üşenir ve üşürdüm durmadan
Bir karar verip, bir vazgeçerdim
Düğümler oluşturdu içimde ne varsa
Seninle ilgisi olan...
Silinirken sinema-açık-havasında,
İki parmağının arasından yükselen duman,
Aşk netleşirdi içimde
Öyle bir aşk, karşı koyamadığım biçimde her saniye çoğalan....

Ben sana aşık olduğumda,
Yani ben sana aşıkken
Ben sana aşıktım.
Net ve sadeydi
ve dayanıklıydı hayat darbelerine...
Sonra ne mi oldu?
Sevgiye aşka dair hiçbir şey bilmediğimi
Çok sonradan anladım...
Sonrasında, sana dair hiçbir şey bilmediğimi...
En son raddede, senin 'sevgi'nin somut biçmi olduğunun farkına vardım.
Çoookça zaman sonra bir yerde, şu söze rastladım:
''Akıl işin içine giremez aşkta''
Bir söz daha çalındı kulağıma,
''Vuslat yoktur, aşk varsa''
Belki de ben senden çok, sensizliğine alıştım,
Ben sana aşık olduğumda,
Hem bir adım, hem de 'kaçış'tım...

Ben sana aşık olduğumda farklı renklere bürünür,
Güneşin doğduğu yerlerde nefes alırdım.
Dedim ya, anlamı kısa ve değerli insanlığın tarihinde,
Ben sana aşık olduğumda,
Ben sana aşıktım.
Selin'S

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KÜLLERİ YAKAN DİYALOGLAR

Selin: Ben, Şiirlere ve yazılara isim bulmakta usta olan ben, Hissettiğim şeye bir ad bulamamakla birlikte, hissediyorum. Hislerim hala yaşıyormuş. Hadi kutlayalım bunu, bu gece ölmeyen hislere içiyorum. Ve aynı şarkıyı, aynı kişi için defalarca kez üst üste dinliyorum. Umut: Aynı şeyi aynı kişi için her gece hissetmekten farkı ne ki? Aynı insana yazmıyor muyuz ömrümüz boyu tüm şiirleri? Selin: Hissettiğin an, içinde yaşıyorsun bir şeyleri. Kaldı ki bence öylesi daha iyi, bazı şeyler bilinmemeli. Umut: Tavandaki karolari saymaktan gözlerim bozuldu. Biraz da sesim kısık şarkı söylemekten bağıra bağıra. Görüyorum... Selin: Göremiyorum. Ne alfabedeki harfleri, ne yazdığım şiiri... Ne hislerimi ne bir gün sonrasını… Boğuluyorum. Umut:  Bak, şimdi karanlık ama yine doğacak güneş. Biz dursak da dönüyor dünya, biliyorum. Yıka yüzünü okyanuslarla, dağlara tutun, taşları sevmiyorum. Kalk hadi. Selin: Okyanus güneşin yakıcı sıcağına da...

Kırk Birinci Gün

Kırk gün yas tutar insan... Kalbe kırk tane iğne batar, derler, her ölümün ardından. Her bir gün, bir iğneyi çıkartır. Sonrasında kalp atmaya devam eder delik deşik, kalptir sağ ve sakat kalan. Ölümler daha cazip gelir, kaybettiğin o an. Ayrılıklarda? Hislerimin ölümünden sonra, yasını tutsunlar diye sol koluma kırk çizik bıraktım. Kırkıncı günün sonunda kırptım saçlarımı. Kangren olan kolu kesip attım. Artık ben de birini toprağa vermişçesine, delik deşik; sakat ve yarımdım. Saçlarda kırmızı makuldür, kanda kırmızı farz, ayda kırmızı şart; günahta caiz. Gökkuşağında mekruh. Yakamozda memnun... Kırmızı. Yüzüm kadar solgun. Saçlarımın kırmızı makullüğünde omzuma üşüşen ilham perilerini davet etmek için, karton kutunun üzerinden kıpkırmızı saçlarıyla bana bakan o kadınla karşılaştım. Eski bir dost yüzüydü benim için. Gülümsedim, ''İdolümsün abla'', dedim. Yerine bıraktım. Kırmızının sevap olması kadar tezattım. Kendileri seçtikleri yöneticilerden nefret eden insanla...

ÇEMBERİNDE GÜL OYA

Biricik anneannem Sadiye ÖZBEY'in anısına... Bu yaşa kadar hiç kimseyi kaybetmeden gelmiş olmam, belki şükür sebebiydi belki de şımarıklığa yol açmıştı bilemiyorum. - ara sıra insanlarla aramda geçen küslükleri saymazsak.- Ölüm hakkında düşünmek ve ölüm fikrine kendini hazırlamak ile ölümü yaşamanın arasında dağlar kadar fark varmış. Bir insanı hayatından çıkarmakla bir insanın hayattan silinip gitmesi arasında uçurumlar varmış. Otuzuma beş kala verdiğim ilk kayıpla, kaybetmeyi öğrendim. Her şeyi kontrolüm altında tutmaya çalışırım normalde, genlerimden gelen bir 'aşırı kontrol' durumuyla yaşıyorken, bazı şeyleri asla kontrol edemeyeceğimizi ve ne yaparsak yapalım bazı şeylerin asla değiştirilemeyeceğini fark ettim.  4 saatlik 4 senelik ya da 94 senelik bir yaşam arasında hiçbir fark olmadığını gördüm. Oysa 94 seneyi toprağın altına sığdırmak daha zor olmalıydı, o çukur daha derin kazılmalıydı meselâ ve anneannemin bedeni daha heybetli olmalıydı... *** İnanmak ile ina...