Her sabah, kendime bir bilmece uyanışlarla açarım gözlerimi
Her gece, kendimde kaybolmamak için açarım şişemi
Bir şişe ki denizden mektup getirmişçesine,
Kâğıtlara döker söylemek isteyip de sustuğum
Bütün hislerimi...
Her gece, küçükken annemin anlattığı bir masalı
İçimde tekrarlayarak uykuya dalmaya çalışırım.
Aklımda belirir bir soru işareti: neden işe yaramadı?
Belki yaşımız ilerledi belki de saat sabaha yaklaştı...
Belki sadece saat dokuz buçukta işe yarıyordur masallar,
Ya annemi dinlerken ya da bir şişenin dibini ezberlerken
Sebepsizce duygularım silindi,
Aklım bulandı...
Yok artık ne o mektupların,
Ne de masalların tadı.
Tüm tatları hayatımın,
Kursağıma, çocukluğuma ve maziye dönük sislere
Saplanıp kaldı...
Selin'S
Biricik anneannem Sadiye ÖZBEY'in anısına... Bu yaşa kadar hiç kimseyi kaybetmeden gelmiş olmam, belki şükür sebebiydi belki de şımarıklığa yol açmıştı bilemiyorum. - ara sıra insanlarla aramda geçen küslükleri saymazsak.- Ölüm hakkında düşünmek ve ölüm fikrine kendini hazırlamak ile ölümü yaşamanın arasında dağlar kadar fark varmış. Bir insanı hayatından çıkarmakla bir insanın hayattan silinip gitmesi arasında uçurumlar varmış. Otuzuma beş kala verdiğim ilk kayıpla, kaybetmeyi öğrendim. Her şeyi kontrolüm altında tutmaya çalışırım normalde, genlerimden gelen bir 'aşırı kontrol' durumuyla yaşıyorken, bazı şeyleri asla kontrol edemeyeceğimizi ve ne yaparsak yapalım bazı şeylerin asla değiştirilemeyeceğini fark ettim. 4 saatlik 4 senelik ya da 94 senelik bir yaşam arasında hiçbir fark olmadığını gördüm. Oysa 94 seneyi toprağın altına sığdırmak daha zor olmalıydı, o çukur daha derin kazılmalıydı meselâ ve anneannemin bedeni daha heybetli olmalıydı... *** İnanmak ile ina...
Yorumlar
Yorum Gönder