Hiç düşündün mü, neden böylesine üstü kapalı diye şiirlerim?.. Yokluğunda
üşüyorlar çünkü... Yokluğun keskin ayaz. Varlığında anlamsızlar, varlığın bir
kor. Varlığının yanında şiirlerin lafı olmaz... Hep bir arada tutmaya çalıştım
her bir duygumu, baktım beynime bağlanmıyorlar, bıraktım dağıldılar... Öyle bir
dağıldılar ki, hiç kimse toplayamaz... Dağıldılar, dağıldılar birer dizeye
kondular.. Bu kadar çok mu seviyordum, inan ben bile bilmiyordum. Aşk bu,
herkes anlar bir tek kişi anlamaz. Ne kadar korusam da kendimi yeni hislerden,
anladım ki bu hayatmış...kaçılmaz. ki kaçan sağ bulunmaz... Mutlaka bedeninden
uzaktadır kalbi, bir şekilde. Benimki uzak şimdi, hem de öylesine parçalanmış ki,
bir daha onarılmaz... Aşk denilen şey, somut yüzünde… aşk denilen şey soyut. İşitilmez,
dokunulmaz, ne kadar bağırırsa bağırsın imkânsızdır, duyulmaz. Aşk denilen şey
somut gözlerinde. aşk, soyut. Sensizlik somut... Dokunabiliyorum gözyaşlarıma,
duyuyorum kalbimden gelen feryatları, görüyorum gözlerinde yanıp sönen
yıldızları... Öyle bir boşlukmuş ki arkada bıraktım; Aslı’yı, Leyla’yı ve daha
nice sevdalıyı... Evet, ben yazdım o dönüp de bakmadığın destanları. Herkes
seni okudu benim kalemimden ama hiç kimse göremez seni benim gözlerimden... ve
hiç kimse yaşayamaz o acıyı bir tanem; 'bir tanesi'ni kendi elleriyle
silmeden...
Silmek kolaydır hayattan
ve kapı dışarı edilmek
Mahrum bırakılmak umuttan
Zordur geri davet etmek
İstediğiyle ayrıldığı tertemiz duygulardan
Bazen imkânsızdır yaşanmışı görmezden gelmek
ve kaçmak, dört yanını kuşatmış anılardan
Beni senden mahrum etme
Umuttan ayırma beni
Ben ki hala bir medet umuyorum hayattan...
Şimdi sen git kalbinin peşinden; sen yap benim isteyip de cesaret
edemediklerimi... Sen söyle sevdiğine ki öğrensin sevilmeyi. Bir kez de sen al
eline kalemi ve başla yazmaya... Bilmediğim öyle çok şey var ki senin hakkında,
hâlâ... Öğrenmek isteyip de sormadığım onca şey... Haydi, bir kez de sen anlat
satır aralarında kendini. Sen birleştir şiirlerle ümidi... Ama geç kaldık
sanki. Ya da yaşımız mı ilerledi...? Ben hayatta minnacık, önemsiz biri;
anladım ki boyumdan büyük âşık olmuşum; anladım ki herkesten çok sevmişim
seni...
Yorgunluk... Felsefenin etrafına yaydığı sisten Keskin ve kesin çizgili tüm belirsizlikten Olması gerekeni sağ yanına alıp Sağ gözünü sol eline koyan görmezlikten... Anlamsız oynayan ekranların Işıklı vitrinlerin gerekli görüldüğü, Gerçek ışığın aşk olduğu gerçeğinin Çerçeveletilip duvara asıldığı Duvarların çivi delikleriyle dolu olması bir yana Her şeyin sadece lafta aşıldığı İnsan iğrençliğinden. Yorgunluk... Aşka dair, ümitlerin yitişinden sağa dönüldüğünde korkuların ana girişinden Seçimler, alternatifler ve çoktan seçmeli soruların Şık adı altındaki rüküşlüğünden... Bir ölünün arkasından kalan ölüm kokusunun zehrinden Bir türlü masanın üzerinden kaldırılmayan Demode ve ölü yadigârı babaanne gümüşlüğünden... Yorgunluk... Gelmişinden geçmişinden, düzünden tersliğinden! *** Hayattan zevk almayan bir insan, ne yapıyorsa yaşamak için yapıyordur. Sevdiyse, uğraştıysa, benimsediyse, yazıp çizdiyse "ben hayatı tek başımayken yaşamaya değer bulmuyorum, ...
Biricik anneannem Sadiye ÖZBEY'in anısına... Bu yaşa kadar hiç kimseyi kaybetmeden gelmiş olmam, belki şükür sebebiydi belki de şımarıklığa yol açmıştı bilemiyorum. - ara sıra insanlarla aramda geçen küslükleri saymazsak.- Ölüm hakkında düşünmek ve ölüm fikrine kendini hazırlamak ile ölümü yaşamanın arasında dağlar kadar fark varmış. Bir insanı hayatından çıkarmakla bir insanın hayattan silinip gitmesi arasında uçurumlar varmış. Otuzuma beş kala verdiğim ilk kayıpla, kaybetmeyi öğrendim. Her şeyi kontrolüm altında tutmaya çalışırım normalde, genlerimden gelen bir 'aşırı kontrol' durumuyla yaşıyorken, bazı şeyleri asla kontrol edemeyeceğimizi ve ne yaparsak yapalım bazı şeylerin asla değiştirilemeyeceğini fark ettim. 4 saatlik 4 senelik ya da 94 senelik bir yaşam arasında hiçbir fark olmadığını gördüm. Oysa 94 seneyi toprağın altına sığdırmak daha zor olmalıydı, o çukur daha derin kazılmalıydı meselâ ve anneannemin bedeni daha heybetli olmalıydı... *** İnanmak ile ina...
Masallar yanlış anlatılmıştı çocukluğumdai Sindirella'nın da hiçbir şeyi sindiremediğini öğrendiğimden beri Çiğnemeden tutuyorum her şeyi, tüm sözleri... 'Bir ömür benle nasıl geçerdi' sana sorsam. Bana sorsalar gördüğüm en güzel şey 'bizdik' sevgili. Ve uyumsuzlukta buldum uyumu Omzunda uyudum en derin uykumu Ve en çok da ben bilirim her sustuğumda aslında çok geveze olduğumu. En çok ben veda ederim, içime çektiğim zaman kokunu... Her yüzüne baktığımda, yarınlarımda bir kangren, duygularımda bir kanser Anılarımda çubuk krakerler ve hassas kraterler... Her yüzüne baktığımda... Masallar diyorum yanlış anlatılmıştı çocukluğumda. Yanlış anlama ama, Ben bir kedi olsam, kendim tarafından bakılmak istemem. Ben bir adam olsam, -olamam. Ben bir değer olsam sıfır olurum. Ben bir masal olsam Hansel de değilim Gratel de. Gökten düşen elma olup birinin ölümüne sebep... Ben bir düş olsam bile Unutulurum. Anılarımdan sevgiler, anekdotlarda kal. Belki yar...
Yorumlar
Yorum Gönder