Ana içeriğe atla

Ankara Üzerine


Başkentin labirent hayatları vardır...

Paralel hayatları birleştirme yeteneği bir de...

Yalnızlıkları vardır,

Yalnız bırakmadığı...

Eski bir dost edasıyla konuşur, yaşlı-titrek sesiyle.

Başkentin kokusu bir başkadır

Denize hasretine inat, biraz yosun

Neşeye hasretine eş biraz hüzün...

O kokuyu alabiliyorsan çocuğusun Ankara'nın

Sesini duyabildiğin kadar Öz’sün.

Bir gidip başka şehirlere, hatırlamazsan

Üvey evlat sayar seni bu toprak...

Yolların kapanır, gelişlerinde.

 

Başkentin bir başka duygusu vardır

'Bu kentte âşık olana kadar kimseye bakmayacağım!'

Dedirten insana...

Kendine bağlayan, bir süre sonra...

Özlemden ağlatan her gece, damla damla

Bir başka duygusu vardır

Benzemez hiçbir duyguya...

 

Karanlık sokakları vardır Ankara'mın

Işıkları sönmeye yüz tutan evleri

Soğukla, rüzgârla inatlaşıp üç-taş oynayan çocukları vardır hala...

Birbirinden uzaklaşan sevgileri,

Gizli görüşen sevgilileri

Daha nice yaşam-efsaneleri...

Bir başkadır başkent...

Bazen labirent, bazen saray

Kâh gecekondu

Kimi zaman aşk gibi....

 
---SeLiN'S---

Yorumlar

  1. Yüreğine sağlık değerli kardeşim
    Kalemin daim olsun
    Emin ol Ankara gözüm de canlandı
    Özlediğim kentin hazzını duydum
    Başkent bambaşka hele de dizelerde.

    YanıtlaSil
  2. Yüreğine sağlık değerli kardeşim
    Kalemin daim olsun
    Emin ol Ankara gözüm de canlandı
    Özlediğim kentin hazzını duydum
    Başkent bambaşka hele de dizelerde.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ÇEMBERİNDE GÜL OYA

Biricik anneannem Sadiye ÖZBEY'in anısına... Bu yaşa kadar hiç kimseyi kaybetmeden gelmiş olmam, belki şükür sebebiydi belki de şımarıklığa yol açmıştı bilemiyorum. - ara sıra insanlarla aramda geçen küslükleri saymazsak.- Ölüm hakkında düşünmek ve ölüm fikrine kendini hazırlamak ile ölümü yaşamanın arasında dağlar kadar fark varmış. Bir insanı hayatından çıkarmakla bir insanın hayattan silinip gitmesi arasında uçurumlar varmış. Otuzuma beş kala verdiğim ilk kayıpla, kaybetmeyi öğrendim. Her şeyi kontrolüm altında tutmaya çalışırım normalde, genlerimden gelen bir 'aşırı kontrol' durumuyla yaşıyorken, bazı şeyleri asla kontrol edemeyeceğimizi ve ne yaparsak yapalım bazı şeylerin asla değiştirilemeyeceğini fark ettim.  4 saatlik 4 senelik ya da 94 senelik bir yaşam arasında hiçbir fark olmadığını gördüm. Oysa 94 seneyi toprağın altına sığdırmak daha zor olmalıydı, o çukur daha derin kazılmalıydı meselâ ve anneannemin bedeni daha heybetli olmalıydı... *** İnanmak ile ina...

Tahammüle Ünlem

Yorgunluk... Felsefenin etrafına yaydığı sisten Keskin ve kesin çizgili tüm belirsizlikten Olması gerekeni sağ yanına alıp Sağ gözünü sol eline koyan görmezlikten... Anlamsız oynayan ekranların Işıklı vitrinlerin gerekli görüldüğü, Gerçek ışığın aşk olduğu gerçeğinin Çerçeveletilip duvara asıldığı Duvarların çivi delikleriyle dolu olması bir yana Her şeyin sadece lafta aşıldığı İnsan iğrençliğinden. Yorgunluk... Aşka dair, ümitlerin yitişinden sağa dönüldüğünde korkuların ana girişinden Seçimler, alternatifler ve çoktan seçmeli soruların Şık adı altındaki rüküşlüğünden... Bir ölünün arkasından kalan ölüm kokusunun zehrinden Bir türlü masanın üzerinden kaldırılmayan Demode ve ölü yadigârı babaanne gümüşlüğünden... Yorgunluk... Gelmişinden geçmişinden, düzünden tersliğinden! *** Hayattan zevk almayan bir insan, ne yapıyorsa yaşamak için yapıyordur. Sevdiyse, uğraştıysa,  benimsediyse, yazıp çizdiyse "ben hayatı tek başımayken yaşamaya değer bulmuyorum, ...

KÜLLERİ YAKAN DİYALOGLAR

Selin: Ben, Şiirlere ve yazılara isim bulmakta usta olan ben, Hissettiğim şeye bir ad bulamamakla birlikte, hissediyorum. Hislerim hala yaşıyormuş. Hadi kutlayalım bunu, bu gece ölmeyen hislere içiyorum. Ve aynı şarkıyı, aynı kişi için defalarca kez üst üste dinliyorum. Umut: Aynı şeyi aynı kişi için her gece hissetmekten farkı ne ki? Aynı insana yazmıyor muyuz ömrümüz boyu tüm şiirleri? Selin: Hissettiğin an, içinde yaşıyorsun bir şeyleri. Kaldı ki bence öylesi daha iyi, bazı şeyler bilinmemeli. Umut: Tavandaki karolari saymaktan gözlerim bozuldu. Biraz da sesim kısık şarkı söylemekten bağıra bağıra. Görüyorum... Selin: Göremiyorum. Ne alfabedeki harfleri, ne yazdığım şiiri... Ne hislerimi ne bir gün sonrasını… Boğuluyorum. Umut:  Bak, şimdi karanlık ama yine doğacak güneş. Biz dursak da dönüyor dünya, biliyorum. Yıka yüzünü okyanuslarla, dağlara tutun, taşları sevmiyorum. Kalk hadi. Selin: Okyanus güneşin yakıcı sıcağına da...