Ana içeriğe atla

Kayıtlar

 Gelgelelim şeffaf ağaçlara, Eğer o ağaçlar şeffaf olmasaydı, Eğer aşksız evler küf kokmasaydı, Uzunca bir zaman olmasaydı aramız Ciğerlerim açılsın diye şeffaf çamlarının altına uzanır Küf kokusundan arındırırdım ruhumu. I love you not in my past, but in your future. Gelip gelmeyeceğin belirsizlikler içinde. Duvarlarla konuşmak yerine, Seninle konuşmayı denemeliydim belki de. Etrafıma bakmayı denerken bakmayı unuttuğum yerlerde Ağır hasar kayıtları var sayın bilir-görünen-kişi. Duvarlara sinmiş bir küf kokusu Eşlik ediyor geceme... Je t'aime pas dans mon passé, mais dans ton avenir. Ve sanırım çıldırmak aklını çaldırmak kelimesine yakın Ve sanırım aklımı çaldırmak üzereyim Üç bilinmezli denklem gibi bir hayatın İçinde parlamayacaktır benim yerim. Venons-en aux arbres transparents, Gelgelelim şeffaf ağaçlara, Tu peux voir ces arbres Sen o ağaçları görebilirsin Je peux voir ces arbres. Ben o ağaçları görebilirim. Ama göremem ben yarınımı Yarın gülebilecek miyim? Umay Selin

Eşkıya eşyalar arasında

 Hafızasını kaybetmiş eşyalar içinde yaşıyorum. Hiçbiri hatırlamıyor, kime ait olduğunu ve nereden geldiğini. Bir kağıt var, örselenmiş, yer yer silinmiş bir kağıt...  Ne kadar silinse de unutturamazsınız kağıtlara beni. Aidiyet ve sahiplik duygusu hiç olmamış gibiyim. Hafif alzheimer eşyaların arasında, bilinci yerinde kahverengi bir dede valiz duruyor. Ve hepimiz bozuktuk o evde, her şey gibi... Bilinci yerinde olsa da kaybetmiş konuşma yetisini. Anlatamadı eşyaları bana.  Ve ne Selin harikalar diyarında, ne de burası harika bir diyar. Sabahtan akşama kadar duyduğum tek ses, eşyalar arasında geçen yarı şuurlu diyaloglar. Herkes, her şeyden korkuyordu. Ve korktuğum şeyleri özlemiştim. Belki de bir farklılık vardı bende. Umay Selin 
      İnsanlar, yapmayacakları veya yapmaktan vazgeçtikleri şeyi söylemezlerse, çok daha yaşanabilir bir yer olurdu dünya(m). Mesela ''ben sana bisiklet alacaktım ama vazgeçtim'' diyen babam, doğum günümü karaladığının 20. yaşın katili olduğunun farkında mıydı? Sana söz veriyorum diye başlayıp yapılmayacağını veya yapılacağını vaat eden cümlelerin sahibi dudaklar, her hayal kırıklığımda neden kopmadı? Eziyettir. Değersizlik hissi yaratmak ne işe yaradı? Merak ediyorum hayat, neden her saniyen içimde kaldı?  Şeffaf bir incir ağacı vardı, altında Müslüm dinleyen bir çocuk... Şeffaftı. Çünkü içini görüyorduysam eğer şeffaftır. Ben değilim. O an aklıma geldi; mesela ardımdan ağlayacak kim vardı? Hayallerim hüngür şangır ağlar, dedim. Karşıma çıkan azrail, benim canımı almadı ve alay edip durdu benimle. ''Bak'', dedi, ''Ben buradayım. Ensende nefes alıyorum. 9 hak verdim sana, beş tanesi gitti, geriye dört kaldı. Not al her karşılaşmamızı.'' V...
 Ay ışığının, aralık göz kapaklarımdan sızdığı bir Aralık, Kendimde yeni bir duygu keşfettim. Kendime bir kaç kez tutunup vazgeçtim sonra... Tutacak bir yer bulamadım belli ki yaşamakta. Teknede uyandığım bir gün fark ettim: Güneş pek de güzel doğuyor. Sesini dinlediğim gün anladım: Müzik ruha ilaç olabiliyor. Kendime son tutunuşumu, tanımsız bir soğuklukta kaybettim İçimde poyrazlar, karayeller, migrenimsi lodoslar esiyordu. Sonra tutunacak bir yer bulamadım rüzgarın soğuğunda... Pek güzeldi düşüşüm. Özlem hissini herkese sorardım. 'Nasıl yani, ne hissediyorsun?' Özgürlüğü özlerken buldum kendimi. Özgürlüğü özlerken anladım bu hissi ve Özgürlüğü özlerken düştüm. Kütüphanesini yakıp kaçan bir prenses masalı olacak bu Çünkü adım Umay. Fısıltıyla konuşabilir veya bağırabilirim Kimse sevmez çözümsüzlüğü, Ama ben çıkmaz sokakların çıkışını bulabilirim. Ve bir kez daha kurtuldum ölümden Tutacak bir yer bulurum belki yaşamakta... Umay Selin

Ayrılık Burcu Kadını

 Eskiden ıslanırdık Kibarca yağan yağmurlar altında... Şimdi arabamızın camından bakıp, Öylesine izleyip uzaktan uzağa İçimizi kuruttuk. Sonra o kadar kurudu ki o topraklar Yandık... Yangınlar çıktı bir bakışın kıvılcımından Ve bir bakışlık zamanda, yağmurdan kaçarken Alevlerde kor olduk. Bırakalım soğusun içimiz, Bırak, ıslansın saçların. Bırakaydım da sarılaydı yaralarım Bir yağmurda el ele... Benim burcum sanırım ayrılık, Çocukluğuma ait sesleri duymaz oldum önce, Sora teker teker ayrıldım şehirlerden. Kuşları ve yağmuru özledim derken Duyamaz oldum şimdilerde. Ve ben, sanırım sağırım. İçimin denizleri kabarıp köpürürken Sığdır benim kıyılarım. Gözyaşıyla yazılmış bir şiire sığdırırım İçimin köpüren denizlerini... Ben sanırım ayrılık burcuyum, İçimde bitmek tükenmek bilmeyen bir bilinmezlik Çevreden, insanlardan bir hoşnutsuzluk Umarsızca ve kaç yaşında olursam olayım bir başı boşluk... Ben sanırım yıldızlara yakınım Paralara asılıp kibirde kurutulmuş insanlar Görmemiştir yıldız...
 Karanlık; hafif, kaçınılmaz. Sabah; ağırlık, bitmeyecek gibi gelen. Aydınlık; migren sebebi, bakılamaz. Gece; rüyalarda yeniden aşk hissetme umudu. Ve sen; Karanlık kadar hafif, Sabah kadar bitmez görünen, Aydınlık kadar bakılamaz bir gecesin. Ve umudun tanımı yok, Anılarda neşe Gelecekte görecesin.
 Eylül kayıp gidiyor birleşmeyen ellerimizden, Ekimin bir suçu olmamasına rağmen kötü sözlere karışmış... Yaşama sevincini kaybeden bir insanın, Neleri yapmayacağından veya ne yapabileceğinden Kuşku duyarcasına bir felsefedir şiir. Yaşama isteğini kaybetmiş bir insanın Aslında o hayattan kurtulup daha iyi bir hayatı yaşamak isteyeceğinden Emin gibidir şiir. Ve sen ne ağustos ne eylül ne kasım, Ne gözyaşı, ne istek, ne bıkkınlık gibisin. Sen, rüyalarda okunan Kısa ve aşk dolu bir şiir gibisin. Aklımda her halin.