Ana içeriğe atla

Kayıtlar

 Beklemenin tahammülü ölümcül karnaval  Karın bölgesinin altında bir yerlerde, bomm- Her şey normal gibi ama ben beklerken ölememişim. Bir de çok sevmiş hiç sevilmemişim. İçimde patlamış duştaki oyuncak ördekler Sıkıntıdan şişip şişip suyun içinde, bomm- Duvarlardan kan izlerini silememişim. Ben nasıl bir kadınım, hiç sevilmemişim... https://www.youtube.com/watch?v=hGtIztv8qno&ab_channel=SonyMusicT%C3%BCrkiye

Venüs'ün Sesi

 Denk gelmeyen son kahve yudumu ve son nefes sigaramın kırgınlığıyla yazıyorum... Uzun cümleli, uzun süre düşünülmemiş, biraz kırık, özde olmayıp sözde olan bir şiirimsi bu işte. "Heybendeki beni bir dök bir göreyim", diye yalvardığım adamın heybesinde hiç 'ben' yokmuş, Ben var sanırdım, tersi gibi görülse de vücut bulmuş sabırdım, çokça da sınanırdım. "Gözlerinde neden nefret var?" diye sorduğum adamın gözlerinde sadece sevgi yokmuş. Ben çokça görmüştüm, her sevgi dolu bakışa bin defa ölmüştüm, gözlerimden dünyanın tüm su ihtiyacını dökmüştüm. Garip bir koku ile uyandım bir sabah,  Şey gibi... Hani ıslak bir elbiseyi uzun süre valizden çıkaramazsın, ıslaklığın kapalı ortamla sevişmesinden bir koku çıkar ortaya... Hah o kapalı ıslaklık kokusu doldu işte burnuma.  Gözümde yaşla uyuduğum bir gece kapalı olan gözlerim ıslak olunca çürümeye yüz tutmuş gibiydiler. İnsanları ağlatanlar cehennemin en dibine gideydiler...  Orda bir damla suya muhtaç hâlde...  Her ne...

YASTIK

 YASTIK Altını ıslatıp duran problemli çocuklar gibi Üstünü ıslatıp dururdu yatağımdaki yastık her gece. Toplu iğneleri çeken mıknatıs gibi Gözyaşları çekerdi yastık, içine... Kimseye anlatamayıp çok sustuysam, daha çok çekerdi. Alışıktı akışık birikmişliklere... Yolda eğer uyursam boynum ağrımasın diye, Terminalden aldığım minik yastık alışık değilmiş ıslak kirpiklere... Yastık ceza veriyor kendince. Rüya görüyorum.  Üzüntüden ölüyorum. Babamın dizinin dibinde oturuyorum. Babam, ilk sevdam, en büyük kavgam ve yaşatamadıklarımla içimde kalan, diyorum. Sanki kendimce özür diliyorum. Kızım, en büyük hayal kırıklığım, kırılan inancım, diyor. Belli ki affetmiyor. Ama zaman denen şey hiçbir şeyi yerine getirmiyor... Üzüntüden ölüyorum. Pratikte hayır. Yastığa sarılıyorum yine... Yapılacak iş miydi bu, geceyi yol geçe? Selin'S

Bensizlik ve Benzinlikler

Benden sonra, tüm fotoğraflarımızı özenle yırtıp, çöpe atmışsın. Oysa ben yemek yediğin çatala, su içtiğin bardağa, yarısına yakın bir kısmını yanmaktan mahrum edip kül tablasına bastığın sigaraya, bitmiş ayakkabı boyana, yatağın sol tarafındaki yastığın yüzüne yüzünü dediğinde dökülen saçına, elinin ıslaklığıyla dokunduğunda lambanın sol üst köşesinde bir leke gibi kalmış parmaklarına bile kıyamadım. Sanki hâlâ burdasın, benimlesin, benlesin, bensin. Benzinle ateşe vermeli buraları. Bensinle ateşe vermeli duyguları. Sevdiğim dönemleri bilirsin şarkılarda. "Unutmamalı. Sevgiyle anmalı. Anılarla gönülleri hoş tutmalı..." Ve yok etmemeli fotoğrafları. Benden sonra hiçbir masalı okumamışsın. Ben de hiçbir masalda son cümle olamadım. Ve o üçer beşer yağan elmalardan biri bile düşmedi kafama, şükür mü etsem şikâyet mi, anlayamadım. Yarım yarımdım, yarından ziyade, yanından zil zurna, yarımdan biraz fazla geçtiğim günler. Yarım yarımdım, sen yoktun tam olamadım. Bir kelebek uçuy...
Hacmi de yoktu pek, bir Selin'in dünya üzerinde... Bir yere sığdıramadınız. Endişeli voltalar atıyordu, bir ileri iki geriye... Bir yere oturtamadınız. İçi şişti, vaatlerle şişti, içine dizilen nefeslerden patladı içi... Bir dikiş tutturamadınız! Kolay ve basit mutlu olurdu, bilirdiniz de, hiç saf sevinç yaşatmamak için hep zora kaçtınız... Siz bayım, söylemiş miydim? Tam bir korkaksınız! Önemi olmayan her şeyi elinizin üstünde tutup, benim elimi boş bıraktınız. Hislerimi başı-boş. Evet kafası-dolu olan da bendim, ancak aynı şey değil. (Yok; değil.) Hep yanlış anladınız. Avuçlarımın içlerini inceliyorum. Kırmızı benekler belirmeye başlamış nefessizlik ile senkronize uyuşan sol kolumun üzerinde... Cehennem ateşi gibi diyorum. Ateşe tutuyormuşum gibi ellerimi... Ateşe atıyormuşum sanki hayallerimi.... Hacmi de yoktu aslında pek, hayallerimin, Dünya üzerinde. Bir yaşatmadınız! Zorla alınmış bir emanet olabilir mi? Şimdi sorarım size, emanet denen şey gönüllü verilmez mi?...

Kahve Kokulu Veda

Ben içimdeki senle, gittiğin gece değil Sonraki günün sabahında vedalaştım. Kahveyi içtiğin bardakta duruyordu hâlâ Tek bir sözüyle canımı yakan dudakların. Son bir kez ve sadece bir damla ağladım Son bir kez ve tüm acılara bedel yandı canım Oysa ne kokun aynı kokuydu Ne de aynıydı bakışların. Ben ise hep, bıraktığın gibi kaldım. Sen, Senelerimi kaybettirip aklıma kâr kalandın. Ben seninle gittiğin gece değil, Sonraki günün sabahında vedalaştım Yıkamaya kıyamadım bardağını, biraz baktım Biraz yaktım bilirim, ama çokça da yandı canım. Sıradan bir gün dedim bugün, kendime kahve yaptım Kahveyi içtiğin bardakta duruyordu hâlâ dudakların Seni son bir kez andım ve bardağı çöpe attım. Ben seninle gittiğin gece değil, Sonraki günün sabahında vedalaştım Boynumda ellerinle vedalaştım Sende çarpan kalbim, öyle hızlı çarptı ki bir elektrik direğine... Kurtaramadım. Sende kalan aklım, öyle bir soğukta kaldı ki bir gece Donuvermiş, anlayamadım. Senin kaldığın şehre baktım ...

Gölgeler Çekildiğinde Çekirdek Hisler

Bir ben biliyorum, bir de sen. Bir ismin anlamını... İkimizin adının yanyana gelmesiyle oluşan bir isim, üstelik nasıl da kulak tırmalayıcı! Gölgeler çekildiğinde kahrolmak ve aşka sövmek demek, anlamsızlığın içinde ehvenişer! Şu saatten sonra benden bana gelecek hayır bile şer... Şu saatten sonra öyle çoğum ki artık, her yerde sesimi duyup hiçbir yerde göremeyecekler. Aşk çoğaltırmış insanı, beni yalnızlık çoğalttı. Öyle korkuyorum ki kendimden, her yerde kanlı bir izimi görüp hiçbir yerden silemeyecekler. Bir ben duyuyorum, bir de sen. Yüzünün bitip boynunun başladığı yerdeki naif kokuyu. Durmadan geçen arabaların kaybolan lastik sesini. Tene vuran kavurucu güneşin ardından buz gibi suların hazzını... Meyus bir dönem içinde bulunduğum. Mayıs gibi değil pek hasretle tutunduğum. Bir ben mi kalmışım öyle sevebilecek, öyle safderûn? Ne dostluk ne de aşk, haddizâtında   tek bir gerçek kalmış, kırıp yok edip bırakmakmış, su götürmüyor unuttuğum... Bir ben gidiyorum, bir senden bi...