Ana içeriğe atla

Kayıtlar

KIRIK DAL

Şubat ayında yerlere saçılmış Üzeri şaşkın tomurcuklarla dolu bahar dalları Oysa, bir ağacın yeni umudu asla kırılmamalı Her sonbaharlarla birlikte budanmalı o dallar Yeni bir umut var olduğunda O umudun tomurcukları yere atılmamalı... Çünkü hep son ana kadar bekler insanlar Çünkü budur yaradılışın, mideye düşman muamması... Oysa o ağaç, Daha çiçek açacaktı... Selin'S

ÇEMBERİNDE GÜL OYA

Biricik anneannem Sadiye ÖZBEY'in anısına... Bu yaşa kadar hiç kimseyi kaybetmeden gelmiş olmam, belki şükür sebebiydi belki de şımarıklığa yol açmıştı bilemiyorum. - ara sıra insanlarla aramda geçen küslükleri saymazsak.- Ölüm hakkında düşünmek ve ölüm fikrine kendini hazırlamak ile ölümü yaşamanın arasında dağlar kadar fark varmış. Bir insanı hayatından çıkarmakla bir insanın hayattan silinip gitmesi arasında uçurumlar varmış. Otuzuma beş kala verdiğim ilk kayıpla, kaybetmeyi öğrendim. Her şeyi kontrolüm altında tutmaya çalışırım normalde, genlerimden gelen bir 'aşırı kontrol' durumuyla yaşıyorken, bazı şeyleri asla kontrol edemeyeceğimizi ve ne yaparsak yapalım bazı şeylerin asla değiştirilemeyeceğini fark ettim.  4 saatlik 4 senelik ya da 94 senelik bir yaşam arasında hiçbir fark olmadığını gördüm. Oysa 94 seneyi toprağın altına sığdırmak daha zor olmalıydı, o çukur daha derin kazılmalıydı meselâ ve anneannemin bedeni daha heybetli olmalıydı... *** İnanmak ile ina...

Senkronize İşler

Seninle Tanrı arasında bir yerde duruyorum. Öyle olmalı.  Yoksa şimdi sevişiyor olurduk... Bi dünya gürültüde kaybettim seni, Sabah ezanından önce buldum. Kadeh kaldıralım dostlarım! Bu gece yüzyıllık yalnızlığıma içeceğiz.  Öyle uzaktan bakıyorum ki dünyaya  Ne ben size ulaşabilirim ne siz bana.  Neden mi?  Şair olmayı ben seçmedim ki... Kıramadığınız statükonun içinde,             Boğulacaksınız.  Erkeğe karın doyuran dediğiniz sürece,             Doymayacaksınız.  İnsanı insan olduğu için sevmediğiniz sürece,             Mutlu olmayacaksınız.  Ve biz kırılan kalplerimizi kalemlerle sarmaya devam edeceğiz... Bar tuvaletinde eskitilecek insanlarsınız.  Neyse ki benden bir libido şairi çıkaramazdınız.  Ve ben şair olmayı seçmeyen her şair gibi, Bar tuvaletlerine benzer bir hayatın hademesiydim. ...
Birikmiş acılar ve öfkeler verebilirim artık sana, Yazmakla düzelmeyecek Yaşamakla iyileşmeyecek Yaşamamakla telafi edilemeyecek Alışmakla aşılamayacak tonlarca sayfa... Bir elbise dikebilirim belki sana, Adaletten çalarım biraz İnsana dönüşür daldaki kiraz. Ütopyalardan elimdeki gerçeklere itiraz Hayallerde umut var, inanç sabırlarda... Selestia
Her şeyimi aldılar, Üstelik doğduğum andan itibaren... Kapımın çalışlarını Sabrımın sınırlarını Hissedip de söyleyeceklerimi Tercihsiz bir seçim çalıp gitti. Üstelik engel de olamadım, Tanrı, diyorum; bana karşı çok asabiydi. Selin'S
Çocukluğumu cebime koyup koşuyorum Ya da koşar adım uzaklaşıyorum şehrin kasvetinden Korkularımla köşe kapmaca oynuyorum Bu köşe benim, ve neden sonra içimin hevesinden Pervasız bir boynu bükük olmasına rağmen Burnu dikliğe varan yokuşu tırmanıyorum. İçimde Ankara'nın ''sidik yarıştırmak'' tabirinin sorgusu... Oysa Ankara olmalıydım. Oysa ana bir kara olmalıydım. Noktalara basmayı unutup başa dönüyorum kendi şiirimde Oysa bir şiir olmalıydım Oysa bir nota olmalıydım... Selestia
Makyaj  yapmak zorunda bırakan ortamları asla sevemedim... Sinirli yanımı ortaya çıkaran insanları Kibar davranmaya mecbur kaldığım için kibar davrandıklarımı Masa kültüründe yemek yemenin klişe adabını Harabelerin haraplığını Bilinmeyen sokaklara kurulmuş kütüphanelerin Okunmamaktan bitap düşmüş kitaplarını... Rusların edebiyatını sonra Nefes almayı. Sevemedim, sevmedim dünya denen dev odayı. Selestia