Ana içeriğe atla

Kayıtlar

İstenmeyen Akşamüstü

Şehre akşam çöküyor... Şehir ne senin ne de benim. Şehire akşamla birlikte çöküyorum, Sonra bir akşamın kalbine çekiliyorum... Ta derinine, En devriminden Bir devinim içinde, Yine ve yeniden tekrarlara düşüyorum. Tekrarların tekerlekleri ezip geçiyor sonra, Düştüğüm yerde kalakalıyorum. Senin sevdiğin notalar okunurken defnediliyor ruhum. Defolup gitmek ve defnedilmek sözcüklerinin benzerliğine takılıyorum. Ben olsam, benzetmezdim bu iki ismi. Ben olsam, ezip geçmezdim beni. Soluyor, sararıyor ruhum... Şehrin akşamlarını sevemiyorum. Ne yapsam azalmıyor güneş yoksunluğum. Ve, ah! Dolunaya tutuldum ben, Solumaya yetecek bir kaç nefes buldum. Boyamaya yetecek bir kaç kömür... Bir de tohum. Bir de... Toydum. Bir olmaktan korktum. Buruldum. Vuruldum. Satırların sevecenliği yanında bir cellat gibiydi tutkum. Sevdim ve unuttum. Sevmedim ve unuttum. Şehirlere akşam çöktü ve ben, Hangi şehirde olduğumu unuttum. Kendimle sorunlarım vardı Ve insanlarla Ve şehirle...

ELDE VAR SIFIR

''Hayatı topluma mal olmuş'' bir insan değilim ben,diğer edebiler gibi... Benim hayatım topluma mal olamayacak kadar silik geçti. Kendime mal oldu benim hayatım, her Allah'ın günü kafamdan bin sekiz yüz kırk iki tane intihar düşüncesi geçti, her gün aynı şarkıyı beş yüz altmış dört defa dinledim. Yirmi beş seneye yirmi beş bin yedi yüz on altı tane acı sığdırdım. Elde var sıfır. Sonsuz hata yapıp, sonsuz insan tanıdım. Çünkü soysuz insan tanıyıp sonsuz hata yapmıştım. Bin iki yüz kırk insan sevdim, binini kırdım, kırkını öldürdüm. İki yüzü sevemedim hiçbir zaman. Elde var sıfır. Hiçbir ayın yirmi dördüyle barışamadım. ''Ayın on dördü gibi'' dedikleri insanlardan da olamadım, lakin kendime göre vardı bir kaç başarım. Onlardan da kaçtım. Kaçtım. Kaçtım? Bilemedim. Elde var sıfır. Bendim, birdim. Her zaman, her zamanki gibi tek... Bittim. Elde var sıfır. Selin'S

Kadar Mavi

Kısa cümleler kuracağım sana, Saçlarım kadar kısa... Saçların kadar. Hayatımda kalışın gibi, Ürkütücü suların akışı, Gözlerinin anlamlar taşıran bir bakışı, Bir deniz kenarı kışı -kadar kısa- Bir başka söze aldanacağım, Kırılacağım yine,yeniden Kırıldığım yerlerden... Acısı uzun uzun üzmeyecek bu defa, Bir nefeslik ömrüm kalmış ya da Gözlerim bir anlığına oradaki gemiye dalmış -kadar kısa- Kahvem de bitecek sonra... Biram da... Çıkıp geleceksin rüyalarıma bir anda. Her güzel şey kadar seveceğim seni, Biten her güzel şey -kadar kısa- Doğuda bir hata ömrü, Salkım saçak karadut süsü, Karasallıkta bir bitki örtüsü, Dolunayın doyamadığım o görüntüsü, Gözden kaybolan bir Yılkı atı sürüsü ve yirmi yedi yıl kadar kısa olan hayat kadar Kısa seveceğim seni. Kadar uzun. Kadar mavi... Selin'S

Yeraltı Özlemi

Dolunayı görmek istiyorum, Oysa, pencerelerim kırılalı çok zaman oldu... Duvarlar ördüm camlar yerine Su vermeme gerek yok artık çiçeklerime. Göremiyorum. Dolunayı görmek istiyorum bugün gözlerinde, Oysa sen neredesin, gözlerin nerede Bilemiyorum... Sanki kendim gibiyim tamamen, şimdilerde Yerin bile altında yaşıyorum... Dolunayı görmek istiyorum, Keşke bir çiçek olsam pencerenin önündeki... Ya da bir kelebek, hazirana doğmamış olan... Haziran, hazan... Hazan, hüzün mevsimi Ve haziran en çok hüzündür, ölüm sancısı gibi... Dolunay doğsun, ben severim beklemeyi Bir kaç mevsim daha geçsin, Sonra açacağım dünyana gözlerimi... Dolunayı görmek istiyorum, Haziranın dolunayı... Buralarda deniz yok, biliyorsun Çay bardağımın içine yakamoz vursun, Güneşler umurumda değil, Sıradan bir güneş, dolunayın yerini nasıl tutsun? Merak ediyorum,mutlu musun? Haziranda ölmek de zor, doğmak da... Doğduğuma değecek sebep olur musun? Dolunayı görmek istiyorum, Haziranın dolu...

Salkım

Ve ne kadar sızlasam da bir sonraki şiirimi sana değil, hanımeli çiçeklerine yazacağım." demiştim. O sene bahar hiç gelmedi... Sokaklara hanımeli kokusu dolsaydı eğer, ağlardım. Sağanaklarım dinmedi... Ve sonra, düşüncelerin karanlık çıkmazında, aydınlansın diye fikirlerim Hislerimi yakıp, hepsini hiç etmişim. Hisler, bir mum fitili... Derin bir uykusuzluğun kucağında beklerken doğdu gün, Kabullenemiyorum bense, sensizliğe doğan günleri... Çoktan tövbe etmiş olmam lazımdı ölümlere, Dilimde hala bir dua, içimde intihar isteği... Hala seviyor olabilmem mucize seni... Kulağımda bir şarkı refakatinde ölüyor ritüeller Aşksızlığın şefkatine bıraktım kendimi... Makamım aşk, Rengim kiraz çiçeği... Geride kalan Tüm renkler soluk şimdi... Selin'S
Daha bir tuzluydu bugün, uyanık kalabilmek için içtiğim zoraki yudumlar... İçimdeki, karnı deşilmiş palyaçolar, kanları aksa da, yine zoraki kahkahalarla çınlattılar beynimin duvarlarını. Sekiz sene daha yaşlandım bugün, gözyaşımı döktüğüm her saat bir sene gibi geçip gitti günümden... İstemli yalnızlığıma hal hatır sordum. Bardaktaki kahveyle birlikte soğudum. Ancak bir palyaço kadar tuzlu ve bir bardak kahve kadar mutluydum işte. Hiçlik. Ah, ben bir balık olsam, suda  boğulurdum. Ben, bir anne olsam ellerimle toprağa verirdim çocuğumu. Hayatın benimle bitip tükenmek bilmeyen bir sorunu, bir intikamı vardı. Şu hayattan bana birkaç şey kar kaldı. Doğum günümde bir lanet, altında doğduğum takım yıldızlarında acımasız bir orestes sendromu... Oryantalist bir doğumun inatçı tutunuşu... Bir de ölü anılar, avuçlar dolusu...  Yanaklarımda, yol yol kurumuş tuzlu suların çıktığı yollar ya çıkmaz sokaktı ya uçuruma çıkıyorlardı. Yine de yürüdüm. Yağmurun kendisi gibi. Öyle bir yürüdüm...
Ben sana değil, senin hayallerimin üstüne yüzyıldır orada yaşıyormuşçasına kurulmana aşık oldum. Çikolatayı değil de, çikolatayı seninle paylaşmayı lezzetli bulurdum. Ben önce seni bulduğuma, sonra kaybettiğime, sonra tekrar seni bulduğuma pişman olarak geçtim karşıdan karşıya... Üstelik balkondaki ip askıda, hayallerimi kuruttum olmadığın zamanlarda... Bolca yağmur yağdığı için epey zaman aldı bu iş ama, her düşen tanede sen geldin aklıma... Üçüncü tekil şahıs ekiyle yazmayı öğrenemedim hala. Üçgenin iç açıları toplamı, 180 derece olsa da Hiçbir üçgen içimi açmadı mesela. Ya da hiçbir kareyi saklamadım Benim herhangi bir kareyi benimseyebilmem için, İçinde sen olmalıydın. Elimde, sana göndermediğim mektuplardan bir silindir... Kelebek ömründe bir aşk var bir de, ikisi de senindir. Gel yüzyıllık bir hasreti dindir...